Genel

Balkan Harbi yenilgisinin askerî yönden tetkiki

Askerî tarihçilerin Birinci Dünya Savaşı’nın “Önsözü” olarak adlandırdıkları Balkan Harbi, Osmanlı Devleti’ne karşı yıllardır bir hazırlık içerisinde olan vasal Balkan devletlerinin müşterek hareketiyle vuku bulmuştur.

Balkan Harbi, Osmanlı Devleti’nin tarihindeki en ağır ve utanç verici yenilgilerinden biriydi. Türk halkı üzerinde büyük bunalımlara yol açmış, Rumeli’den 1 milyondan fazla Türk ve Müslüman evlerini barklarını bırakarak Anadolu’ya göç etmek zorunda kalmış ve büyük travmalar yaşamışlardı.

Peni ne oldu da Osmanlı Devleti, henüz 15 yıl önce tarumar ettiği devletlere karşı tarihinin en utanç verici bozgunlarından birini yaşamıştı?

Fotoğrafta orijinal ibare olarak “1912-13 Cephede Türk askerleri” yazmaktadır. Fotoğrafın harbin ilk günlerinden çekildiği tahmin edilmektedir. Dört zabit, -ikisi omuzlarındaki dikey apoletlerderden jandarma oldukları anlaşılıyor- kendi aralarında istişare ediyorlar. Arkada görülen askerlerin üniformaları 1909 öncesi kullanılmaya başlanan lacivert renkte. Silahlar 1890 yılında üretilen, 7.65 mm M1890 Türk Mauser’ler.

Savaşın amacı genel görüşün aksine, Türkleri Avrupa’daki son toprak parçasından atmak değildi. Bu tanımlama biraz basite kaçmak olur. Asıl amaç, Avrupa’da yükselen milliyetçilik karşısında imparatorluk vasalı küçük devletlerin bağımsızlık tutkusuna erişme isteğiydi.

Çarlık, 1878’den beri özellikle Bulgarları müthiş derece silanlandırıyordu. 1873’te üretimine başladıkları Mosin-Nagant tüfekleri başta Bulgarlar ve Sırplar olmak üzere Balkan ülkelerine leblebi gibi dağıtmışlardı.

Ruslar, 1878’de Yeşilköy önlerine geldiklerinde amaçlarından biri de Büyük Bulgaristan’ı kurmak ve bu devletin sınırlarını Edirne, Dedeağaç, Gümülcine üzerinden Ege’ye kadar uzatmaktı. Böylece Ruslar boğazlardan geçiş imkanı elde edebilecekti. Zira Bulgaristan sayesinde Rusya donanmasına lojistik destek imkanı sağlayabilecekti. Bu dahiyane plan İngiltere ve Almanya’nın araya girmesiyle imzalanan Berlin Barış Antlaşmasıyla suya düştü.

“Balkanlarda Savaş Çıkmayacak”

Osmanlı Hariciye Nazırı Noradungyan Efendi‘nin Balkanlar’da savaş olmayacağı yönünde verdiği teminata dayanılarak, Rumeli’deki 121 taburdan 75 bin talimli asker 30 Eylül 1912’de terhis edildi. (Şevket Süreya Aydemir’in Enver Paşa ile yaptığı röportajda bu sayı 80 bin olarak verilmiştir.) Terhis olan askerlerin birçoğu savaş başlayınca yarı yoldan dönmek zorunda kalacaklar ve lojistik olarak bir kaos ortaya çıkacaktı.

İtalyanların Trablusgarp Harbi’nde, Türk Genelkurmayı’nın dikkatini dağıtmak amacıyla Arnavutluk üzerinde çıkardığı isyan nedeniyle Karadağ’da da gergin hava esiyordu. Ordunun terhisiyle 8 Ekim’de ilk olarak Karadağ Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. 17 Ekim’de Bulgaristan ve Sırbistan, 19 Ekim’de de Yunanistan kılıcı kınından çıkardı.

Osmanlı Genelkurmayı Hazırlıksız

Savaşın arifesinde Balkan devletlerine karşı Osmanlı Genelkurmayı oldukça hazırlıksızdı. Makedonya’daki Garp Ordusu’nun tamamı redif tümenlerinden müteşekkildi. Redifler Osmanlı’nın kemik ordusuna nazaran daha az talimli ve kötü teçhizatlıydı. Balkan yenilgisinin asli unsurlarından biri de genelkurmayın rediflere çok bel bağlaması olacaktı. Trakya’yı savunmakla görevli Şark (Doğu) Ordusu iki parçalıydı. Güneydeki Birinci Ordu, I, II ve IV. Kolordulardan mürettepti. Kuzeydeki İkinci Ordu ise III, XVII ve XVIII. kolordulardan müteşekkildi.

Balkan Harbi’nde ilk ateş 8 Ekim 1912’de Karadağ tarafından açıldı. Kısa sürede Kuzey Arnavutluk Karadağ tarafından işgal işgal edildi. 18 Ekim’de Bulgar ordusu Meriç sınırını geçerek Trakya’yı işgale kalkıştı. İki gruba ayrılan Bulgar ordusundan bir grup 50 bin mevcutlu garnizonun müdafaa ettiği Edirne’yi kuşattı. 18 Ekim’de Bulgarlar, Kırklareli’nde Osmanlı ordusunu mağlup etti. 23 Ekim’de Yunanlar Manastır’a saldırdı ve buradaki Osmanlı birlikleri Manastır’ın kuzeyine ricat etmek zorunda kaldı.

23-24 Ekim’de Sırpların yoğun saldırıları neticesinde Kumanova’da 12 bin zayiat veren Osmanlı ordusu Arnavutluk’a ricat etmek zorunda kaldı. Bu çekilme oldukça düzensiz ve dağınık oldu. Birçok asker yolda firar ederken, bölge halkı da sahipsiz ve saldırıya açık şekilde bırakıldı.

Fotoğraf, Türklere yönelik yapılan mezalimlerin canlı bir örneğini teşkil ediyor. Özellikle Bulgarların Edirne’nin işgali sonrasında yerleşik sivil halk üzerinde sistematik şekilde yaptığı işkence ve katliamlar Balkan Harbi’nin en acı tecrübelerindendir.

29 Ekim ile 2 Kasım, Lüleburgaz-Pınarhisar hattında Bulgarlar ile Türk ordusu arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. Balkan Harbi’nin en yoğun ve kanlı çatışmaları bu alanda oldu. Askerî tarihçilere göre, 1870’deki Prusya-Fransa harbinden bu yana Avrupa’da yaşanan en büyük çarpışmaydı. 4 günlük şiddetli çatışmalar neticesinde Osmanlı ordusu 22.000 (ölü, kayıp, yaralı, esir), Bulgar ordusu 2.534’ü ölü olmak üzere 20. 162 asker kaybetti.

Kumanova muharebesinde Osmanlılardan ele geçirilen sahra topları ve cephane

3 Kasım’da Osmanlı ordusu tamamen Çataca hattına çekilmek zorunda kaldı. Genelkurmay savaş karargâhını da Halkalı’ya taşıdı.

Savaşın Türk hükümeti açısından en utanç verici olayı Selanik’in savaşsız şekilde teslim edilmesiydi. 9 Kasım’da Yunan 7. Tümeni savaşmadan Selanik’e girdi. Şehri savunmakla görevli 27.000 asker de Yunanlar tarafından esir alındı. Bu haber İstanbul’da hükümeti düşürdü. Görevi devralan Kamil Paşa, 3 Aralık 1912’de Yunanistan’ın katılmadığı bir müzakere girişiminde bulundu.

Kasımın üçüncü haftasına girildiğinde Garp ordusu için de işler hiç iyi gitmiyordu. 16-21 Kasım aralıklarında Sırplar, Manastır’da kesin bir galibiyet kazandılar. Bu muharebede 5.000 redif askeri de firar etti.

Garp cephesinde bunlar olurken, 17-18 Kasım gecesi Bulgarlar Çatalca mevzilerine yaptıkları hücumda ağır bir yenilgiye uğradılar. Osmanlı genelkurmayının morali bu galibiyetle savaş başladığından bu yana ilk kez yükselmişti.

Osmanlı bürokrasisinin girişimleriyle, Ocak 1913’te başlayan barış görüşmeleri İttihat ve Terraki Cemiyeti’nin ileri gelenlerinin Babıâli baskını neticesinde hükümetin değiştirilmesiyle sekteye uğradı. İttihatçılar barış koşullarını kesin bir dille reddettiler. Böylece 23 Ocak 1913’te de Londra Konferansı dağıldı.

Şubatın ilk haftası harp yeniden başladı. Yunanlar için ilk büyük zafer 6 Mart 1913 haftasında, Yanya’nın ele geçirilmesiyle elde edildi. Esat Paşa komutasındaki Yanya’da Osmanlı birlikleri oldukça sert direniş göstermiş olsalar da, takviye kuvvet gelmemesi ve şehirdeki erzağın bitmesinden dolayı garnizon 30.000 mevcudu ve 200 topuyla teslim olmak zorunda kaldı. Böylelikle Yunanlar tüm ağırlıklarını Makedonya’ya kaydırma fırsatı da elde ettiler.

Fotoğrafta Birinci Balkan Savaşı’nda Sırplara destek verilen Rus gönüllüler görülmekte

Mart ayında Yunanların taarruzlarına eş zamanlı olarak 11 Mart’ta Bulgarlar da Edirne müstahkem mevkilerine sert taarruzlara başladılar. Sırpların da desteğiyle aylardır Şükrü Paşa komutasında direnen Edirne 60.000 mevcuduyla teslim olmak zorunda kaldı. Savunma esnasında 9. 500 Türk askeri hayatını kaybetti. (Şehit, yaralı)

Üsküp’te Sırplara esir düşen Türk askerî. Üniformaların yıpranmış ve askerlerin de bitkin olduğu görülüyor.

Edirne’nin kaybedilmesi tüm Osmanlı coğrafyasında olumsuz tesirler yarattı. Kağıt üzerinde savaş kaybedilmişti. Nisan-Mayıs aylarında Avrupa devlerlerinin araya girmesiyle İşkodra Arnavutluk’a teslim edildi. 30 Mayıs 1913’te imzalanan Londra anlaşması ile Birinci Balkan Harbi resmen sona erdi. Osmanlılar tüm Rumeli topraklarını kaybetmiş, Midye-Enez hattının gerisine çekilmek zorunda kalmışlardı. Osmanlılar harp boyunca 50.000 ölü, 100.000 yaralı ve 115.000 esir vermişlerdir. İkinci Balkan Harbi’ne geçmeden, yenilginin askerî yönden nedenlerine bakalım.

Harbe yönelik askerî tetkikler

Özellikle Abdülhamit döneminde askere alınanlarda askerî eğitim oldukça düşüktü. Büyük umutlarla kurulan redif taburlarının eğitimleri sürekli çıkan isyanlarla uğraşıldığı için aksıyordu. Prusya’dan ve Avrupa ordularının subayları 2-3 yılda zorlu eğitimlerden geçirilirken Osmanlı redif subaylarının eğitimleri aylara sıkıştırılıyordu. Bunun dışında nizamiye birliklerinin de eğitimi çok eksikti.

Mahmut Muhtar Paşa‘ya göre bunun nedeni, ordunun hiçbir bölümünde bir yıllık düzenli eğitimin uygulanamamış olmasıydı. Çünkü yukarıda da belirtildiği gibi taburlar parça parça seferber edilip Balkanların muhtelif yerlerine gönderilerek ayaklanmaları bastırmaktan, polis ve jandarma görevi görmekten harp eğitimi görmeye olanak ve zaman bulamadılar. Savaşın hemen başında redif taburlarının disiplinsizce dağılmalarına en büyük neden olarak bu durum gösterilebilir.

Balkan Harbi’nde esir alınıp Belgrad’da halka teşhir edilen Türk askerî. Esir edilen askerlerin ne olduğuyla ilgili Türk akademisinde yeterli çalışma ve hatırat ne yazıkki bulunmamaktadır. Belgrad’da esir edilen askerlerin bir kısmı savaş sonrasında imzalanan barış antlaşması neticesinde Türkiye’ye iade edilmiştir ancak birçoğunun sonu meçhul olmuştur.

Bu dönemde Osmanlı ordusunda yapılan kilit değişikliklerden biri de, iki-üç bin erden oluşan tümenlerin 300 ere indirilerek sayısının arttırılmasıydı. Seferberlik esnasında bu tümenlerdeki erlerin sayısının bine çıktığını ve hepsinin ayrı ayrı lojistik, sağlık ve yönetim gibi tecrübeli kurmaylarca yönetilmesi gerektiğini unutmayalım. Seferberlik esnasında bu tümenlerdeki asker sayısının 5 kat artacağını da düşünürsek (ki öyle de oldu) zorlu Trakya ve Balkan coğrafyasında bu birlikleri taşıt olmadan sonbahar yağmurlarında yürütmenin ne kadar zor olabileceğini düşünmek işten bile değil.

Sahra toplarının dezavantajı

Balkan Harbi öncesi genelkurmayın yaptığı büyük yanlışlardan birisi de Garp ve Doğu Trakya ordularını Avrupa ordularına öykünerek çok sayıda sahra topuyla donatmaları oldu. Osmanlı ülkesinde özellikle de Balkan coğrafyasında yeterince yol yoktu. Bu topları yaz dönemi haricinde yılın büyük dönemi yağışlı ve soğuk Balkan ikliminde yürütmek çok zor olabilirdi. Avrupa ordularının bu topu yürütebilecek yolları varken ne yazıkki ülkemizde bu yollar çok çok azdı.

Ayrıca bu sahra toplarıyla donatılan bir kolorduyu uzun süren bir harpte cephane yönünden desteklemek de kolay değildi. Sonradan savaşta da görülebileceği gibi bu topların cephane yönünden desteklenmesi çok yetersiz kalacaktı. Balkan Harbi’nde Osmanlı ordusu bu toplardan yeterince ne yazık ki yararlanamadı.

Ordunun bir diğer önemli eksiği de süvari sınıfıydı. 1910 yılındaki yapılandırmaya göre ordunun barış zamanında 42 süvari alayı bulunuyordu. Ancak bu süvarileri beslemek zaten ekonomik olarak darda olan devlet için çok zorluk teşkil ediyordu. Atların bakımı iyi yapılmalı ve süvari erlerinin de nitelikli olması gerekiyordu. Her yıl 10 milyon bütçe açığı veren bir devletin süvari sınıfını tam teşekküllü halde tutması oldukça zordu. 1877-78 Rus Harbi ile 1897 Yunan Harbi’nde Osmanlı süvarileri adeta erimişti. Öyleki Yunan Harbi’nde Taselya’ya gönderilen bir tümen süvari üç haftalık çatışmalarda mevcudunun dörte üçünü kaybetmişti. Balkan Harbi’nde süvari atlarının zayıf, yaşlı olmasından ötürü yeterince keşif yapılamamıştı. Bazı atlar genç olmasına rağmen yetersiz beslenmeden ötürü de güçsüz kalmışlardı. Avrupa orduları süvari sınıflarındaki atları her yıl değiştirirken Osmanlı devleti bu atları ardı ardınca senelerce kullanmak zorunda kalmıştı.

Harbin bir başka olumsuz yönü -gerçi bu her iki taraf için de geçerli bir neden- çetin hava koşullarıydı. Ekim ayında başlayan harbe şiddetli yağışlar ve henüz kasım ayında toprağa düşen kar ve soğuk eşlik etti. Osmanlı ordusu bu kötü koşullarda ricat ederken birçok yükünü (cephane, ağır silah, top) bırakmak zorunda kaldı. Mahmut Muhtar Paşa’ya göre yağmurlar şiddetli olmasaydı kayıpsız bir çekilme söz konusu olabilirdi. Nafia Nezareti (Bayındırlık Bakanı) ayrıca 1910 yılında alınan kararla gereği askerî yollara gerekli önceliği vermemiş, bitirilmesi gereken yollar zamanında bitirilememişti.

9 Ekim’de yapılan ilk saldırıda Doğu Ordusu’nun ancak yarısı savaşa girebilmiş, komuta heyetleri arasında iletişimsizlik, tecrübesiz kurmaylar, askerin savaşma motivasyonunun düşük olması ve taarruza eşlik eden yenilgi neticesinde ordunun yarısı gece düzensiz halde ricata kalkmıştı. Bu geri çekilme esnasında birçok asker de firar etmişti. Öyle ki Bulgar ordusu ne olduğunu anlayamamış, Osmanlı birliklerini izleme cesareti gösterememişti.

Balkan Harbi’yle ilgili yapılabilecek en önemli eleştiri Mahmut Muhtar Paşa’nın şu sözünü haklı çıkarmaktadır: “Bizi Bulgarlar değil, kendi kötü yönetim ve anlayışımız yendi

Kaynakça:

Mahmut Muhtar Paşa, Savaşa İlişkin Değerlendirmeler, Türkçeleştiren Bülent Erdemoğlu, İstanbul

Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüd Daire Başkanlığı Arşivi, Klasör Numaraları: 145, 148, 154, 252, 289, 555

Ahmet Halaçoğlu, Rumeli’den Türk Göçleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara

Yusuf Akçura, Osmanlı Devleti’nin Dağılma Devri, Ankara 1985 (Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi)

Gustov von Hochwachter, Balkan Savaşı Günlüğü – Türklerle Cephede, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul

İsmet Görgülü, On Yıllık Harbin Kadrosu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara

1912–1913 Balkan Harbi, Trakya Harp Sahnesinden Mütarekeye Kadar Vuku’ Bulan Olaylar; Cilt 1, OlaylarErkan-ı Harbiye-i Umumiye Harp Tarihi 1 nci Şube, Berlin 1914.

Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi – Balkan Harbi 1912–1913, Cilt I: Harbin Sebepleri, Askeri Hazırlıklar ve Osmanlı Devletinin Harbe Girişi; Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, Genelkurmay Basımevi, 1993

Bekir Sıtkı: Garp Ordusu harekatı. Cavit Paşa Kolu ve Vardar Ordusu. İstanbul, Kitaphane-i Askeri. 158s. 4 harita ve kroki. “Balkan Harbi Külliyatı”

Hans Kohn, Panslavizm ve Rus Milliyetçiliği, Çev. Agah Oktay Güner, İlgi Kültür Sanat Yay., İstanbul 2007

Richard Hall, Balkan Savaşları : 1912-1913 : I. Dünya Savaşı’nın provası, Homer Kitabevi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir