Genel

Bir cihan imparatoru; Kut Emir Timur

Timur, kurduğu Timur Devleti ile atası olarak gördüğü Cengiz Han‘ın bugünkü İran, Irak, Suriye ve Anadolu toprakları üzerinde yaşattığı korkuları 1.5 asır yıl sonra yeniden yaşatmış Türk hükümdarıydı. 14. ve 15. yüzyılın da en büyük liderlerindendi. O dönem için Timur’un kurduğu devletten çekinen tek Orta Asya devletleri değildi. Avrupa ve Osmanlı Devleti de Timur’u kendilerine tehlike olarak görüyordu.


⊗  Avrupa, hiçbir zaman Timur’un birincil hedefi olmamıştı. Timur’un aklı sürekli olarak Çin’deydi. Timur, Orta Asya, İran, Irak, Suriye ve Anadolu’da kesin hâkimiyet kurduktan sonra Çin’e sefer hazırlığında olduğu yıl ölmüştü. Eğer ömrü yetseydi ve orduları Çin Seddi’nin önlerine gelseydi “Ne olurdu?” sorusu tarihçilerin de hâlen en çok merak ettiği konular arasındadır. Timurluların Avrupa hedefi ilk kez Şahruh dönemine denk gelmektedir. Şahruh da tıpkı babası gibi tüm İslam ve Türk dünyasının lideri olma arzusundaydı. Şahruh, babasının fethettiği tüm toprakları akrabalarıyla olan mücadelesinden sonra yeniden ele geçirerek hâkimiyet sağlamıştı. Şahruh, Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) üzerinden boğazları kullanarak Balkanlara açılmak istemişti. Tarihçiler Şahruh’un Balkanlara açıldıktan sonra Kırım üzerinden yeniden Azerbeycan’a dönmek istediğini belirtmişlerdir. Ancak Şahruh nedeni hâlen bilinmeyen bir sebepten dolayı seferden vazgeçerek 1430 kışını geçirmek üzere Karabağ’dan Horasan’a döndü. Şahruh’un Horasan’a dönmesi Osmanlı Devleti ve Memlûklerin derin bir nefes almasını da sağlamıştı.


Ancak bu büyük Türk hükümdarının hayatı tarihçiler tarafından Cengiz Han veya diğer tarihi kişilikler kadar incelenmeye değer bulunmamış, gerekli ilgiyi gör(e)memiştir. Türk ve  İslam tarihindeki önemine, büyük askerî şahsiyetine rağmen bugün bile Timur hakkında, Türkçe veya yabancı dillerde yazılmış ayrıntılı bir monografi bulunmamaktadır.

Alman tarihçi Hans Robert Roemer ile Amerikalı Tarihçi Beatrice Forbes Manz dışında Timur hakkında doyurucu bilgi veren araştırmacı yazar yoktur.  Harpmecmuası olarak, Türk tarihinde önemli bir lider olan ve Yıldırım Beyazıt‘a meydan okumasını kazanarak, Türk-İslam dünyasının liderliğini ele geçiren, öldükten sonra oğulları ve torunlarından onun gibi güçlü bir kişilik çıkmadığı için 1 asır süren iç savaş ve taht mücadeleleri sonucu yıkılan bir devletin serüvenini anlatmaya çalışacağız. Timur, Türk tarihinin gördüğü ender cengaverlerdendi. Onun dünya liderliği hakkındaki şu sözleri devletin kuruluş mantalitesini de açıklığa kavuşturur. “Dünya, iki hükümdarın sahip olacağı kadar değerli değildir”


Timur’un ve kurduğu devletin serüvenini sizleri yormamak adına birkaç yazıda anlatacağız.  Sabırla okuduğunuz için şimdiden çok teşekkür ederiz.


Timur’un ilk yılları (Nüfuz kazanma girişimleri)

Timur’un hayatının ilk yıllarına dair yazılı bir bilgi yoktur. Tarihçiler Timur’un, 9 Nisan 1336‘da Özbekistan’ın bugünkü Keş şehri yakınlarındaki Hoca Ilgar köyünde dünyaya geldiği görüşündedirler. Babasının adı Turagay (Taragay), annesini adı da Tekina Hatun‘du. Sovyet tarihçisi ve Doğu Bilimcisi Wilhelm Barthold, Timur’un Cengiz soyundan gelmediğini belirterek, aşağı tabakadan biri olduğunu, kendisinin asilzade olarak gösterilmesinin sahte soy kütüğü ile düzenlenmiş olduğunu söylemektedir. Barthold, bu tezine kanıt olarak da Timur’un soy kütüğünün ölümünden sonra torunu Uluğ Bey tarafından, mezarının üzerine dikilen yeşim taşına yazıldığını söylemiştir.  Bu soy kütüğüne göre Timur’un soyu ile Cengiz Han’ın soyu birleşmektedir.

Ancak  Hans Robert Roemer, Beatrice Forbes Manz, Jean Paul Roux, İsmail Aka gibi tarihçiler, Timur’un kendi ve kız kardeşlerinin evlilikleri sonucu, dönemin önde gelen beylerinin kızları ve çocuklarıyla kurdukları ilişkilere bakarak, Timur ve ailesinin küçümsenecek kimseler olmadıkları görüşündedirler. Orta Asya Türk devletleri üzerine önemli çalışmalar yapmış özelinde de Timur hakkında eserler vermiş olan bu tarihçiler, Timur’un Cengiz soyundan geldiğini kesin bir dille söylememektedirler.

Timur’un babası Turagay, mütevazı ve dindar biriydi. Vaktinin çoğunu da din adamları ile sohbet ederek geçiriyor, siyasi işlerle uğraşmıyordu. Timur’un babasının bakmadığı siyasi işlere akrabası Emir Hacı bakıyordu.  1360 ile 1370 yılları arasında Timur, Çağataylar ile Moğol arasındaki siyasi mücadelelere katılıyor, Keş ve yöresinde nüfuz edinmeye çalışıyordu. Timur bu süreçte ileride kendisine yararlı olabileceğini düşündüğü beyler ile ittifak yapıyor, akrabalık bağları kurarak bu güçlerden kendisine silah arkadaşları ediniyordu. Timur ordusunu da kendi boyu olan Barlas boyundan seçiyordu.(1•)

Doğu Türkistan hâkimi Tuğluk Timur, 1360 yılında Mâverâünnehr’e geldiğinde, Barlas boyu lideri ve bazı beyler kaçmasına rağmen Timur, bölgede kalarak Tuğluk Timur’a bağlılığını bildirmişi. Tuğluk Timur da, kendisine Keş ve bölgesinin hâkimiyetini vererek, Mâverâünnehr’in kontrolünü de oğlu İlyas Hoca Oğlan‘a bırakmıştı.  İlyas Hoca Oğlan’ın yöre halkına kötü ve acımasız tutumundan dolayı Timur, 1363 yılında Keş bölgesinden çıkarak, Tuğlukların düşmanı olan Emir Hüseyin‘in yanına gitti ve birlikte Horasan’a geçtiler. Timur’un kaçması üzerine İlyas Hoca Oğlan, Timur hakkında idam kararı vererek yakalanmasını emretti. Timur, Horasan sınırında Câunî Kurbaniler‘den Ali Bey tarafından yakalanarak Mahan’a hapsedildi. (a•) 

62 günlük esaret hayatından sonra Sancarî beyliğinin lideri Mübarek Şah‘ın girişimiyle serbest bırakılan Timur, Sistan hâkimi Melik Fahreddin‘in bol miktarda mücevher ve altın karşılığında yardımına gitmeye karar verdi. Timur gençliğin verdiği atılganlıkla serüvenden serüvene koşuyordu.

Timur yaralanıyor

Timur, esaretten kurtulduğu yıl, Tuğluk Timur’dan birlikte kaçtığı yakın dostu Emir Hüseyin ile birlikte topladığı bin kişilik bir kuvvet ile Melik Fahreddin’e yardıma gitti. Ancak Melik Fahreddin, Timur’a verdiği sözü tutmayarak yardımı karşılığında verdiği altın vaadini tutmadı. Timur bir başka maceraya atılmak üzere Melik Fahreddin’in yanından ayrılarak Maveraünnehr’e doğru yola koyuldu. Yolda, Timur ve birliklerinin önü bir grup eşkiya tarafından kesildi.  Yapılan çarpışmalarda Timur, sağ elinden ok yarası aldı. Ayağı da aynı çarpışmalar neticesinde yaralandı. (Timur dönemini araştıran tarihçiler, aksak kalmasına sebep olan yaranın bu çarpışmada alındığı konusunda hem fikirdir.) Timur, eşkiyaların saldırısını püskürtmeyi başarsa da kendisi yaralı olduğu için bir süre bilinmeyen bir yerde istirahata çekilmeye karar vermişti.

Yaralanan Timur’un artık büyük devlet kurmak gibi bir hayali yoktu ve büyük bir hayal kırıklığı içindeydi. Türkiye’de Timurlular üzerine en yetkin araştırmaları yapan ve konunun uzmanı Prof. Dr. İsmail Aka, Türk Tarih Kurumu Yayınları’ndan çıkan Timur ve Devleti kitabında Timur’un bunalımdan çıkmasına sebep olan “Karınca Hikâyesi“ni şöyle anlatır:

Timur yaralı olarak bir gün duvara dayanmış, üzüntü içinde oturuyordu. Eli ayağı tutmaz olduğundan, bundan böyle en iyisi mi her şeyden elimi-eteğimi çekip, bir köşeye çekileyim diye düşünüyordu. O sırada zayıf bir karınca duvara tırmanmaya başladı. Fakat biraz sonra düştü. Karınca birkaç defa düştükten sonra nihayet duvara tırmanmayı başardı. Timur, karıncanın durumunu kendi durumuna benzeterek, yeniden faaliyete geçmek ve büyük bir devlet kurmak ümidi ile yeniden harekete geçti..

Timur hakkındaki bu hikâye doğru veya yanlış. Ancak bir şekilde Timur’un, tahayyülündeki dünya hâkimiyetliğini gerçekleştirmek için bu veya başka bir vesile sebebiyle yeniden harekete geçme kararı aldığını görüyoruz.

Timur’un arası Emir Hüseyin ile açılıyor

Timur yaraları iyileştikten sonra Emir Hüseyin ile birlikte süvarilerden ağırlıklı bir kuvvet meydana getirerek yeniden Maverünnehr’e hareket etti ve Keş ile Belh şehirlerini hâkimiyeti altına aldı.  1365 yılına denk gelen bu olaylar sonucunda Timur’un eli iyice kuvvetlenmişti. Emir Hüseyin, Timur’un bu otoriter tavrından, güçlü beyler ile kurduğu iletişimden, Timur’un etrafında artan sadık ve cengaver beylerden oldukça rahatsızlık duymaya başlamıştı. Emir Hüseyin, Semerkand sakinlerinin çıkardığı isyandan yararlanarak Timur’un bazı beylerini esir alarak, oldukça yüklü bir miktar ödeme karşılığında serbest bırakmayı vaat etti. Timur, Emir Hüseyin’in istediği ödemeyi yapabilmek için hanımı Olcay Terken’in küpelerine kadar vermiş olsa da Emir Hüseyin sözünü tutmadı ve Timur’un komutanlarını serbest bırakmadı.

Emir Hüseyin’in geri adım atmaması sonucu 1370 yılında Timur, Salı Sarayı’na sefer düzenlemeye karar verdi. Emir Hüseyin, Timur’un kuvvetleri karşısında dayananamayarak, sıkıştığı kaleden Mekke’ye hac vazifesini yerine getirmek istediğini söyleyerek ayrılmak istedi. Kararını iletmesi için de Timur’dan elçiler aracılığıyla ricada bulundu. Timur’un, askerî doktrininde uğradığı ihaneti affetmek gibi bir mizacı yoktu. Emir Hüseyin’e tek bir seçenek olan teslim olma çağrısında bulundu.  Emir Hüseyin, Timur’a ricasını tekrarlayarak, saraydaki tüm ganimetleri kendisine verileceğini vaat etti. Timur, Emir’in son çağrısını kabul edip, teslim olması halinde canını bağışlacağını söylese de buna inanmayan Emir Hüseyin, bir gece gizlice kaleden kaçmayı başardı.

Yazı 2. bölümle devam edecektir….

Kaynakça:

1• Timur ve Devleti – Prof. Dr. İsmail Aka – Türk Tarih Kurumu Yayınları 4.Baskı – Ankara 2017 Sayfa 8-9
a• – A.G.E Sayfa 8-9

https://alchetron.com/Beatrice-Forbes-Manz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir