Genel

Büyük Mareşal Atilla’nın Balkan ve Batı Seferleri

Yunan tarihçi Cladius Ptolemaios‘un tespitlerine göre, Türklerin ilk olarak Avrupa kıtasında görülmeleri 2. yüzyıla tekabül etmektedir. II. yüzyılın ortalarına doğru Volga bölgesine yerleşen Türkler zamanla buradan Dinyester bozkırlarına doğru yayılma gösterdiler. Ayrıca Türklerin bir kolu da İskandinavya’dan Macaristan ovalarına inerek Gotlarla komşu oldular. Orta Avrupa’da dağınık boylar halinde yaşamlarını sürdüren Türkler dönemin hegemonik olarak en güçlü devleti Roma İmparatorluğunun vasalı durumundaydı

Büyük göçle Avrupa ovalarına yerleşen Hun Türkleri’nin bir kolu da (374-375) Balamber (Balamir) önderliğinde bugün Macaristan sınırları içerisinde yer alan Pannonian ovası eteklerine gelmişti. Boyların zamanla birleşmesiyle 4. yüzyılın ikinci yarısından sonra, Macaristan ovalarına dağılmış Hun Türkleri, Karpat dağlarına oradan da Ural ovalarına akınlar yaptılar. 4. yüzyılda Roma’nın vasalı olan Hunlar, başarılı akınlar sayesinde 5. yüzyıla gelindiğinde Roma’yı korkutacak duruma gelmişlerdi. Romalılar Türk akınlarına karşı direnç göstermek yerine diplomasi yolunu tercih ettiler. Ayrıca Hunlara karşı duydukları saygıdan dolayı imparator çocukları da Hunlara rehin olarak veriliyordu. Karşılığında da Romalıların barbar kavimler olarak adlandırdıkları Vizigot, Burgondg ve Cermen kabilelerine karşı Türklerin müttefikliğini kazanıyorlardı. (Atilla ile Catalaunum muharebesinde karşılacak olan Romalı Aetius’da Hunlara esir verilmiş, Türk kültürü etkisiyle yetilen Aetius gelecek de karşılacağı düşmanını yakından tanıma olanağı bulmuştu)

İlk Balkan seferi ve Niş kuşatması / 443

Atilla da bu ortamda kardeşi Bleda ile birlikte Macaristan’daki tüm Türk ve barbar kavimlerinin başına geçti. Atilla’nın karakteri kardeşi Bleda’ya göre daha savaşçı ve saldırgandı. Atilla bolca altınla dönmeyi umduğu Doğu Roma’nın zengin Balkan topraklarına gözünü dikti. Konstaninopolis (İstanbul) merkezli Roma ordusunun ana kuvvetleri bu dönemde Kartaca‘daki isyanlarla uğraşmaktaydı.(443) Atilla ve Bleda emrindeki Hun kuvvetleri, fazla direnişle karşılaşmadan Balkanlara doğru ilerlediler. Atilla dönemin en zengin kentlerinden biri olan ve stratejik öneme sahip  Naissus‘a (Niş) gözünü dikmişti. Niş’i kuşatan ordu, beklemedikleri kadar sert bir direnişle karşılaştılar. Kaleyi savunan Romalılar ve halk, Hunların alışık olmadıkları şekilde direnç gösteriyordu. Kuşatmanın kaldırılmasının düşünüldüğü bir zamanda Atilla, emrindeki askerlere  ağaçları keserek kuşatma kulesi yapılmasını emretti. Kısa sürede yapılan kuşatma kuleleri ile genel bir taarruza kalkan Hunlar, Atilla’nın da en ön safta katıldığı muharebede  Roma savunmasını yararak Niş kalesini düşürdü. (Burada özellikle Atilla’nın en güvendiği generali olan Edekon ve maiyetindeki askerlerin özverili savaşı, kaledeki direnişin kırılmasında önemli rol oynamıştır)

Niş’in düşmesi Konstantinopolis’i dehşete düşürmüştü. Doğu Roma’nın kudretli imparatoru II. Theodosius, günümüzde de halen görülebilen ve İstanbul’daki tarihi yarımadanın en önemli kalıntılarından olan ve  Theodosius Surları ismiyle anılan Konstantinopolis Surları, Avrupa’ya nam salmış korkunç Türk savaşçısı Atilla’ya karşı bu dönemde yapılmıştır. (5.yüzyılın ilk çeyreği) Surlar, Roma mühendislik zekasının muhteşem örneklerindendir.

Atilla’nın Hun lideri olması

Niş’in düşmesinden sonra Theodosius, Atilla’ya elçi göndererek ona 350 bin lira alın ödeme vaadinde bulunduğunu belirtir. Bizans elçileri vasıtasıyla Niş’te yapılan bu görüşmelerde Atilla komutanı Edekon ile görüştüğü esnada kardeşi Bleda’nın ondan habersiz anlaşmayı kabul ettiğini öğrenir. Bu duruma öfkelenen Atilla Niş kuşatmasından sonraki ilk kışta, kardeşi Bleda’yı bir ziyafette öldürdü. (445) Atilla’nın ordu üzerindeki etkisi sayesinde bu duruma diğer Türk boyları da bir ses çıkaramamıştır. Atilla artık Hun İmparatorlarının lideri daha doğru bir tabir ile başbuğudur.

Cherni Iskar savaşı / 447

447 baharında yeniden sefere çıkan Atilla, bugünkü Bulgaristan sınırlarında olan Cherni Iskar (İskar) ovasına geldiğinde öncüleri ona nehrin kıyısında Doğu Roma ordusunun beklediğini söyler. Nehre paralel olarak saf tutan Roma ordusuna keşfe çıkan Atilla, sayısal üstünlüğün karşı tarafta olduğunu tespit eder. En güvendiği generali Edekon’un önerisini  dinleyen büyük mareşal, harp alanında atlı okçularla yapılacak vur-kaç taktiğini uygun görür. Türklerin harp alanında Mete Han’dan beri ustalıkla uyguladı vur-kaç taktiği harekât sahası bakımından geniş bir alana ihtiyaç duyuyordu. Bu yüzden de ilk olarak Roma ordusu nehrin eteklerinden iç kısma çekilmiştir. Atilla genişleyen Roma ordusunun ilk olarak kanatlarına hücum edilmesini emreder. Kudretli komutan Edekon’da kendisini ölüme adamış askerleriyle Roma ordusunun merkezine dalar. Atlı okçuların zırha kapanmış Romalılara uzak mesafeden ok atışlarıyla yumuşatma disiplinini piyadelerin sert hücumu takip eder. Göğüs göğüse verilen mücadele ve Edekon’un merkezden Roma savunmasını alt üst etmesi sonucu Roma ordusunun savaş düzeni bozulur. Atilla ve ordusu akşam olmadan nihaî zaferi kesin olarak elde etmiştir. Bu savaşla Atila’ya Konstantinopolis’in önü tamamen açılmıştır.

Chenir zaferiyle Konstantinopolis’e doğrudan tehdit oluşturan Atilla, İlirya (Arnavutluk), Moesiya (Makedonya) ve Thrace’ya (Trakya) akınlar düzenler.

Atilla’nın büyük Batı seferi

4 yıllık dönemde (447-451) Doğu Roma’yı yüklü miktarda haraca bağlayan Atilla’nın hedefinde artık zengin Galya (Fransa ve Batı Avrupa) toprakları vardır. 451 yılının Mart ayında  Atilla’nın ordusu Tuna ve Ren nehirlerini geçerek Batı Roma’nın topraklarında yağmaya başlarlar. Türk, Got, Cermen ve Slav ırktan savaşçılardan oluşan Hun ordusu İtalya ve Fransa’yı bir uçtan bir uca kat eder. Alaudanum (Laon-Fransa), Tarvisium (Trevise-İtalya), Autricum (Auxerre-Fransa), Parisiorum (Paris-Fransa), Diyodurum (Metz-Fransa), Cenabum’a (Orleans-Fransa) giren Hun atlılarından kaçan binlerce insan dağlara ve ormanlık alanlara kaçarlar. Atilla yerleşim yerlerini yıkarak, oldukça yüklü miktarda kıymetli eşya ve altın ele geçirir. Fransız Türkolog ve tarihçi Jean Paul Roux, topladığı ganimetlerin ağırlığından Atilla’nın ordusunun hızının yarıya düştüğünü ifade eder. “Atilla Ren’e doğru ilerlemesini yavaşlatan ağır ganimetinin yükü altında iki büklümdü”

Topladığı ganimetleri nihayet yeterli gören Atilla bugün Romanya topraklarında bulunan Ţara Românească’daki (Eflak), üzerinde kulelerin yükseldiği duvarlarla çevrili ahşap kentine dönmeye karar verir. (451-Haziran) Ancak dönüş yolunda karşılarında Romalı Aetius’un lejyonerlerden meydana gelmiş güçlü ordusuyla karşılaştılar. Roma ordusu Galya, Loireli Alanlar, Theodorich liderliğindeki Vizigotlar’dan oluşuyordu. İki ordu, 451 yılının 20 Haziran’ında bugün Fransa topraklarında bulunan Troyes’in 20 kilometre günyebatısında Catalaunum (bugünkü ismiyle Campus Mauriacus) ovasında karşı karşıya geldiler. Tarihçiler buradaki savaşı tek bir meydan muharebesine indirgememişlerdir. Jean Paul Roux, Patric Howart gibi yakın dönem tarihçileri de savaşın yüzbinlerce adamın katılımıyla geniş bir eyalette, orduların geniş manevralarıyla gerçekleştiğini ifade etmişlerdir.

Catalaunum savaşı / 451 Haziran

Atilla kurmaylarıyla yaptığı stratejilerde, Roma ordusunun eskisi kadar güçlü olmadığını ve onların kolayca ezilip geçileceği görüşünü belirtmişti. Atilla’nın Catalaunum’daki savaş taktiğinini tarihçiler eski geleneğe sadık kalmak olarak yorumladılar. Buna göre Atilla, ordusunu yük arabalarının arkasına gizlenebileceği şekilde daire şeklinde dizilmesini emretmiştir. Atilla ilk kez bu muharebede ordusunu savunma pozisyonunda bekletmiştir. Amacı Roma ordusunu yorarak zayıf düşürmekti. Roma ordusunun saldırısına müteakip de öğleden sonra süvarilerini Aetius’un merkezine yönlendirdi. Ancak süvariler lejyonların demirden savunmasını geçemeyerek Edekon’un emriyle geri çekilmek zorunda kaldılar. Theodorich’in önderliğindeki Vizigot ordusu da Atilla’nın merkezine saldırmıştı. Merkezi ilk kez sarsılan ve muharebe alanınından çıkmak için gece olmasını bekleyen Atilla şaşkındı. Gecenin karanlığından faydalanan Atilla harp alanından çekilir. Vizigotların lideri Theodoric’inde – her ne kadar tarihçiler ortak kanıda olmasalar da- Edekon tarafından tek kılıç darbesiyle öldürüldüğü söylenmektedir.

Cataulunum muharebelerinin gerçekleştiği alanın günümüzdeki görüntüsü

Sabah olduğunda Hun ordusunun harp alanından çekildiğini gören Aetius zaferini ilan eder. Ancak Romalı tarihçilerin aksine dönemin Grek kaynakları ve günümüz modern tarihçileri Hunların yenilmediğini varsaymaktadır. Türk tarihi üzerine yarım asırdan fazla çalışmalar yapan Jean Paul Roux, Atilla’nın kaybettiği yönündeki görüşleri propagandist tarih yorumculuğu olarak nitelendirerek, “Zamanın kurnaz propagandacıları kendi çağdaşlarını onların (hunların) yenildiklerine ikna etmeyi başarmışlardır. Oysa Hunlar savaştan hiçbir zarar görmeden çıkarlar. Hatta ordunun gücü öylesine yerindedir ki, Atilla bir yıldan az bir zaman sonra yeni bir sefere çıkar.Bu defa artık alacağı bir şey kalmayan Galya’ya değil, İtalya’ya doğru yola koyulur. Latin şehirleri birbiri ardına düşer. Papa Atilla’nın karşısına çıkar ve kendisini çekilmeye ikna eder.”

Roux’nun da önemle belirttiği gibi Atilla, kaybettiği söylenen savaştan 1 yıl sonra İtalya üzerine sefere çıkarak adeta taş üzerinde taş koymamıştır. (452)

Atilla’nın ölümü

İtalya seferinden sonra Eflak’taki istirahatgâhına dönen Atilla, 453 senesinin Mayıs ayında bir ziyafette Cermen  İdilko ile evlendiği günün gecesinde ölür ya da öldürülür. Atilla’nın ölümüne ilişkin tarihçiler arasında yine görüş farklılıkları vardır. Got tarihçi Jordanes, Atilla’nın ziyafette suikasta kurban gittiğini söylemektedir. Alman tarihçi C.Jettmar,  Atilla’nın İdilko tarafından öldürüldüğünü söylemektedir. Franz Altheim de Attila et les Huns’da (Paris 1952) Atilla’nın evlendiği günkü ziyafette aşırı yiyerek içki içtiğini bundan dolayı da kalp krizi geçirdiğini ifade etmektedir. Bunun dışında L. Bazın, Eberhard gibi tarihçiler de Atilla’nın ölümü hakkında birden fazla görüş belirtmişlerdir.

Atilla’nın ölümünden sonra vasal durumdaki Got ve Cermen kabilelerinde ayaklanmalar görüldü. Kabilelerin ayaklanmaları karşısında Hunlar, Orta Avrupa’nın doğusuna Roma boyundurluğu altında Moesia ve Dobruca bölgelerine yerleştirildiler.  Bugünkü Bulgarların ataları da Romalıların bu bölgeye yerleştirdikleri Türklerdi.

Birincil Kaynakça:

Alföldı, Funde aus der Hunnenzit und ihre ethische, 1932 (Metnin orjinal vesikaları Macaristan Devlet Arşivi’ndedir)

Franz Altheim, Geshicte der Hunnen, 1954-64 ( 5 Cilttlik eser Berlin’in çeşitli kütüphanelerinde okunabilmektedir)

L. Bazın, Notes sur les mots Oguz et Türk

Atilla und die Hunnen / Franz Altheim; Bildteil von Erika Trautman-Nehring (TTK Dijital Arşiv)

Jean Paul Roux, Türklerin Tarihi – Pasifik’ten Akdeniz’e 2000 yıl (Kabalcı Yayınları)

David Nicolle, Atilla ve Göçer Kavimler, (Osprey Askerî Tarih Dizisi, İş Bankası Kültür Yayınları)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir