Genel

Güneş İmparatorluğu’nun Çöküşü; Konstantinopolis’in Fethi’nin askerî yönden tetkiki

Doğu Roma başkenti, 8. yüzyıldan itibaren başlayan akınlarla İslam ordularının fetih tahayyüllerinin en büyük arzularındandı. İslamiyet bayrağını dalgalandırarak gaza usulüyle harekete geçen Türkler için de Konstantinopolis, ulaşılması gereken “en uç” noktalardan biriydi. Bazı tarihçiler Konstantinopolis için “Türklerin Kızılelması” yorumunda da bulunmuşlardı.

Bu hayal, 21 yaşında genç bir mareşale nasip olacaktı. Osmanoğullarının entelektüel padişahı II. Mehmed, atalarının başaramadığını başaracak, Konstantinopolis’e fethederek Avrupayı şoka uğratacaktı. Peki Mehmed’in doğru yaptığı neydi? Bayezid‘in (Yıldırım), babası Murad‘ın başaramadığını bu genç çocuk nasıl başarmıştı?

Yazgısı şanslı bir padişah

Mehmed, yazgısı şanslı olan Osmanlı padişahlarındandı. Çocukluğu kardeşi Alaeddin Bey‘in gölgesinde geçti. Alaeddin, II. Murad‘ın gözde çocuklarındandı. Ancak Alaeddin Bey’in attan düşerek ölmesi üzerine, Mehmed tahtın tek varisi olarak öne çıktı. (İnalcık, İslam Ansiklopedisi, Cilt:28, Sayfa:395)

Mehmed, tahta ilk olarak 12 yaşında babasının feragatiyle oturdu. Bu esnada Macaristan öncülüğünde kurulan Birleşik Avrupa orduları, Osmanlı’nın Balkan topraklarına saldırıya geçmiş buna mukabil eş zamanlı olarak Mora despotu ve Konstantinopolis savunmasında surlarda çatışırken ölecek olan müstakbel İmparator XI. Konstantinos da Osmanlı üzerine saldırıya girişmişti. Türkler hem Yunanistan’ın güneyinden hem de Orta Avrupa’dan gelen iki ateş arasında kaldı.

Tecrübeli vezir Çandarlı Halil‘in girişimiyle, II. Murad yeniden tahta dönmeye ikna edildi. 1444’te Varna’da Birleşik Avrupa orduları mağlup edildi. Bu savaş Balkanlardaki Türk hâkimiyetinin perçinlenmesi ve kalıcı olması konusunda en önemli zaferlerdendir. Osmanlı ordularının Birleşik Avrupa orduları karşısındaki başarısının ardından Konstantinos’ta geri çekilmek zorunda kaldı. Bu parlak zaferler Çandarlı’nın devlet içindeki konumunu sağlamlaştırırken Genç Mehmed‘i oldukça incitmişti. İntikamını fetih sonrasına saklayacaktı…1*

1* Çandarlı Halil Paşa, o dönem için Osmanlı bürokrasisinin en güçlü ikinci adamıydı. Aile uzun yıllar Osmanlı bürokrasisinin en üst konumunda yer alarak devlette söz sahibi olmuşlardı. Mehmet, Çandarlı’dan hoşlanmasa da Fetih öncesinde onu kullanmak istedi ve bu bakımdan da politik doğruculuk dersi verdi. Kuşatma için Çandarlı’yı kullandı ve fetihten sonra da idam edildi. Osmanlı tarihinde idam edilen ilk sadrazamdır.

Tahtan uzaklaştırılan Mehmed, boğazın karadeniz yakasından geçerken Bizans kadırgalarının tahakkümünü fark ederek, Anadolu Hisarı‘nın karşısına güçlü bir istihkam yapılmasını henüz o dönem bir kenara not etmişti. (Nicolle, Constantinople 1453: The end of Byzantium, sayfa:11)

Mehmed yeniden tahta çıkıyor

II. Murad’ın vefatının ardından 1451’de tahta geçen Mehmed, ilk iş olarak kendi otoritesini sağlamlaştırmak amacıyla lalaları (hocaları) Zağanos, Saruca ve Şehabeddin paşalarının rütbelerini yükselterek onları vezirliğe tayin etti. Mehmed sert ve gaddar bir padişahtı, tahta geçtikten sonra da ilk iş olarak sonradan çıkabilecek rahatsızlıklara mahal vermemek için kardeşi Ahmet Çelebi‘yi boğdurttu. Küçük kardeşinin henüz memeden kesilmemiş bir bebek olduğunu da hatırlatalım.

Mehmed’in sefer hazırlıkları

Babasının ölümü üzerine tahta geçmek üzere Edirne’ye doğru yola koyulan genç padişah, Çanakkale Boğazı’nın Venedik ve Bizans donanmalarınca kapatıldığını gördü. Bunun üzerine rotasını Marmara’ya kırarak sırtını Anadolu Hisarı’na vererek boğazın karadeniz kısmından geçmek zorunda kaldı. Tarihçiler Mehmed’in bu zorlu yolculuğundan sonra Edirne’ye döner dönmez boğaza güçlü bir hisar yapılması için emir verdiğini belirtmektedirler. Aslında bu hisarın yapılması bile Bizans’a dolaylı bir savaş ilanıydı.

Edirne’ye dönen Mehmed, Kapıkulu Ocağı’nı kendi iradesi altına alarak, Çandarlı Halil’in Yeniçeriler üzerindeki etkisini kaldırdı. Yeniçeri Ağası Kurtçu Doğan‘ı azlederek kendi devşirmelerini ordu içine monte etti. Ayrıca Çandarlı’nın ordu içindeki adamlarını uzaklaştırarak kilit noktalarına şehzadeliğinden beri onunla hareket eden adamlarını yerleştirdi. Bu esnada yakın kurmay heyetiyle sıradan asker kılığına girerek, Edirne ve çevresinde dolaşarak Konstantinopolis’e saldırılma niyetiyle ilgili halkın görüşlerini de yoklamayı ihmal etmedi.

Mehmed 1451’in Eylül ayında Rumeli Hisarı’nın inşası emrini vermişti. İmparator Konstantinos, Türk sultanının buna hakkı olmadığını söylese de Mehmed, sur dışında Doğu Roma’nın hiçbir söz söyleme hakkının olmadığını yineliyordu.

Konstantinopolis’te savunma hazırlıkları

Türklerin büyük seferlerinin yakın bir zamanda gerçekleşeceğinin farkında olan İmparator Konstantinos, şehre çevre illerden çok sayıda erzak temini yaptırdı. Dış surların tahkimatını güçlendirdi, Avrupa’ya yolladığı elçiler aracılığıyla Papalık’tan, Venedik’ten, Macaristan’dan Konstantinopolis’e askerî yardım talebinde bulundu.

1452-53’ün kışında Bizans gemileri Marmara sahillerine açılarak Türk köylerini yağmaladılar ve birçok gıda ve erzak malzemeleriyle başkente döndüler. Ayrıca şehrin nüfusunun artması için de Silivri, Selimpaşa ve çevre illerdeki ahali merkeze çekildi. Bizans’ın savunması için ayrılan 6-8 bin askerin ödemelerinin yapılması için kiliseler ve manastırlardan gümüş temin edildi.

Bizanslı tarihçi Georgios Frantsiz‘e göre Macaristan Kralı Hunyadi Yanoş, yardım karşılığında günümüzde Bulgaristan sınırlarında kalan ve yazlık turizmin gözde şehirlerinden Mesembria’yı (Nesebar şehri) istemişti. Ancak Avrupa’dan Bizans’a Cenova ve İsidoros’un 200 kişilik mahiyeti dışında (bolca laf kalabalığı dışında) hiçbir yardım gelmeyecekti.

İstanbul Surları

İstanbul surlarını konumlarına göre üç gruba ayırmak mümkündür. Bunlar Haliç, Marmara ve kara surlarıdır. Marmara ve Haliç surları, kara surlarına göre nispeten zayıf tutulmuştur. Bunun nedeni de surların savunmasının deniz ile destekleniyor olmasından kaynaklıdır. Düşman unsurlar bu surlara ancak gemileriyle yaklaşmak zorundaydılar ve bu 1400’lü yılların başlarına kadar kuşatmayı delebilecek bir güce ulaşabilecek donanmaya kimse sahip olamadı. Sahil surları tek bir hat üzerinden inşa edilmişti. Mehmet, deniz kıyısındaki surların zayıf olduğunu biliyordu ancak Haliç’i kapatan zincirden dolayı kıyı surlarına ulaşabilmek mümkün değildi. Zinciri aşabilmek için de kuşatma esnasında esnek ve parlak fikirler geliştirecekti.

Haliç surlarının uzunluğu da 5 bin 230 metreydi. Haliç surlarının bittiği yer Marmara surlarının (Sarayburnu ile Samatya’ya kadar olan sahil hattı) başladığı yer kabul edilir. Marmara surları Yedikule’de Mermer Kule’nin bittiği noktaya kadar uzanmakta ve uzunluğu 8 bin 260 metredir. Böylece tüm İstanbul’u deniz kenarından dolaşan surların uzunluğu 15 bin metredir.

Kentin uğrayabileceği en ciddi kuşatmaların kara tarafından geleceğini bilen Bizanslı generaller, bu kısmı iki kat sur ve önüne derin bir hendek açmayı ihmal etmeyerek planladılar. 10 metre derinlik, 20 metre genişlikteki bu hendeğin geçilmesi durumunda ilk duvara kadar 10 metrelik mesafenin de kat edilmesi gerekiyor. (Üzerine yağmur gibi ok ve Rum ateşinin yağdığını düşünürsek bu ilk savunma hattını aşmak dahi çok zor olmalı) 

 Kara Surları, imparator II. Theodosios tarafından 408 ile 413 yılları arasında inşa edilmişi,

Hendeği aşan saldıranlar aşması gereken ikinci engel 2 metre kalınlığı ve 8.5 metre yüksekliğindeki ikinci hattı. Bu sur düzenli aralıklı burçlarla desteklenerek savunmacıların siper almalarını ve hedef küçültmelerine de katkı sağlıyordu. İstanbul kara surlarında bu burçlardan 96 tane vardı.

Tüm strateji ve saldırı planlarının doğru gitmesi ve ilk 2 engelin aşılması durumunda saldıran tarafın aşması gereken son ve en zorlu savunma geliyor şimdi de. 5 metreyi aşan kalınlık, 12 metre yükseklikte son ve en güçlü surlar. Bizans’ın bel kemiğini oluşturan bu hatta saldıran tarafın ulaşması oldukça zor. İstanbul’u fethetmeye gelen envai çeşit millet (Macar, Bulgar, Rus, Avar, Emevi, Abbasi İslam orduları ) İstanbul’u karadan ve denizden kuşatmalarına rağmen surları geçemediler. 

Konstantinopolis’in önüne gelen Osmanlı gücünün aşması gereken engeller bunlardı. Mehmed ve ordusu en büyük sınavını verecekti.

Osmanlılar dönemine kadar kara surları her saldırıya karşı Konstantinopolis’i korumayı başardı


Protostrator Giovanni Giustiniani Longo Konstantinopolis’te

Doğu Roma’nın başşehrini savunmak amacıyla Venediklilerin azılı düşmanı Cenevizler, kutsal başkente yardım gönderme kararı aldı. Soylu Giustiniani ailesine mensup cesur Podesto (komutan) Giovanni Giustiniani Longo Ocak 1453’te 700 seçkin savaşçıyla Doğu Roma’nın görkemli başkentine girdi. Longo’nun şehre gelişi efkâr-ı umumiyede heyecana sebep oldu. Longo’ya yardımları karşılığında Limni adası verildi. Ayrıca Protostrator (Mareşal) olarak tüm şehrin savunması ona verilerek başkomutan ilan edildi.

İmparator, bu yardımların öncü olacağı ve Avrupa’nın şehri savunmak için birçok ordu göndereceğini düşünüyordu. Ancak bahar ayı geldiğinde şehrin Türklerce ablukaya alındığını ve çemberin daraldığını fark ettikçe büyük yanılgıya düştüğünü anlayacaktı.

Tarihçilerin hem fikir olduğu konulardan biri de 1453’te surları savunanların sayısının 6 bin ila 8 bin 500 arasında olduğu yönündedir. Bunların yarısından fazlası da sivillerden seçilerek oluşturulan milis güçlerdir. Bunlar Osmanlıların gün boyunca yaptığı bombardıman sonucunda hasar alan surları ve açılan gedikleri büyük maharetle kapatmışlardı.

Rum ateşi

Bizans’ın savunmadaki bir başka kozu, İskoç Johannes Grant denetiminde kullandıkları Rum Ateşi’ydi. Grejuva/Rum Ateşi, Kırım’daki neft yağı kuyularından elde edilen ham petrolden, reçine karıştırılarak yapılan, düşman unsurları etkisiz hale getirmek için hidrolik mekanizma fırlatma prensibiyle çalışırdı. Dönemin Napalm bombasıydı adeta.

Kürekçilerin yön verdiği küçük bir kayık, düşman unsurlara yaklaşır, ısıtılmış sıvı uzun bir tüp içinden fırlatılırdı. Rum Ateşi, Ionnes Skylitzes‘in Vakayinamesi’ne göre, uzun Arap kuşatmasından önce Kallinikos adında bir mühendis tarafından icat edilmişti. (717-18’deki kuşatma) Rum Ateşi’yle ilgili paylaşılacak her türlü bilgi, VII. Konstantinos tarafından 10. yüzyılda devlet sırrı sayılarak yasaklanmıştı.

Konstantinos’un stratejisi

İmparator Konstantinos’un planları dahilinde en kuvvetli düşüncesi, savunmanın olabildiğince uzun süre dayanmasıydı, zirâ imparator eninde sonunda Avrupa’dan yardımın geleceği görüşündeydi. Bu sebepten şehri 1 yıl tutacak kadar su ve yiyecek depolamıştı. Karadan Macarlar, denizden de İtalyanların desteği söz konusuydu. Giustiniani Longo, askerlerin surların en dış duvarlarına yerleştirilmelerini istiyordu ancak imparator asker sayısının yetersiz olmasından dolayı savunmacıların yüksek iç surlara yerleştirilmesini uygun gördü. 200-300 metrelik ok atış mesafesinden yüksek ve sağlam surlardaki Bizanslılar, Türklere 2 ay boyunca geçit vermeyecekti. Osmanlıların muazzam ateş gücü olmasaydı belkide Konstantinopolis’in düşüşü biraz daha sarkacaktı.

Osmanlı ordusunun harekâtı

Sultan Mehmed, Giustiniani’nin Bizans’a geldiği Ocak ayında sefere katılmak için Dimetoka’dan Edirne’ye gelmişti. Rumeli Birlikleri ile kapıkulu birlikleri de sefer için yavaştan Edirne’de toplanmaya başlamıştı. Sonradan Macar top ustası Urban‘ın 60 öküzle çekilen “şahi” topları Karaca Paşa himayesinde surlara 8 km mesafeye kurulmak üzere harekete geçirildi. Ayrıca Karaca Paşa’nın birlikleri top atışının rahatlıkla yapılabilmesi için surların önündeki asma ve meyve bahçelerini kesti. Surların ardından bu hareketleri izleyen Bizans kuvvetlerinin motivasyonları yüksek şekilde saldırı gününü bekliyordu. Türkler kutsal başkente ağır ağır yaklaşıyordu…

Osmanlı topçusunun ateş gücü prensibi

Kuşatma esnasında Osmanlı topçusunun ateşleme prensipleri seri ve hızlı değildi. Küçük toplar barutun sıkıştırılmasının ardından güllenin topa yerleştirilmesiyle ateşlenebiliyordu. Bu durum da 2-3 saat kadar sürebiliyordu. Büyük toplarda bu süre daha da uzuyordu. Ayrıca büyük topların (Özellikle de Orban Usta’nın Şahi topu) soğuma problemi oluyordu. Kuşatma esnasında Şahi topu olmak üzere birçok büyük top da aşırı ısınmadan dolayı infilak etti. Topların seri ateş edememesi savunmacılara aradıkları zamanı veriyor ve açılan gedikler fevkalade hızda kapatılıyordu.

Osmanlı Donanması Diplokioni Koyu’nda (Beşiktaş) toplanıyor

Mart ayında Gelibolu’dan yelken açan Osmanlı donanması, bugünkü Tophane (Beşiktaş/Diplokioni) açıklarına konum aldı. Aşıkpaşazade’ye göre donanmanın mevcudu çeşitli boyutlarda 400 gemiden, Kritovulos’a göre 350 parçadan oluşuyordu. Osmanlı donanmasıyla ilgili en güvenilir kaynak Jehan de Wavrin‘in 18 parça savaş kadırgası, 70 parça küçük galita, 20 parça işkampavya (küçük tenke) olarak belirttiği sayıdır. Kuşatma esnasında da Ceneviz ve Papalık’a ait 4 büyük kalyon yardım gemisinin neden engellenemediğine bu rakamlar iyi bir örnektir. Zira Osmanlı deniz gücü, muharebe için zayıftı ancak kuşatma için istenen tazyiki oluşturacak kuvvetteydi.

Donanmanın Beşiktaş’ta demirlemesi karşısında Konstantinopolis şehri ilk kez ablukaya alınmış oldu. Konstantinos kara bağlantı yolları tamamiyle kesildiği için yalnızca deniz vasıtasıyla dış dünya ile iletişim halindeydi. Donanmanın bu tavrı karşısında Bizans yalnızca gece sızmalarıyla Avrupa ile iletişim kurabilecekti.

Sultan ile ordusunun Edirne’den ayrılışı ve Osmanlı ordusunun surlar karşısında konumlanması

Yüzyıllık tahayyülü gerçekleştirmek umuduyla Sultan Mehmed’in komutasındaki Osmanlı ordusu 23 Mart 1453’te yola koyuldu. Baziliske (şahi) ve kuşatma topları önceden yollandığı için Türk ordusu cebri yürüyüşle, günde 20 kilometre yol kat ederek 10 gün sonra Konstantinopolis’e ulaştı. Surların ardından beliren Osmanlı ordusu karşısında Konstaninos, 2 Nisan’da Haliç’in zincirle kapatılmasını emretti.

Konstaninopolis’in önüne gelen Türk ordusu, tahkimat hazırlıklarından sonra 6 Nisan’da surlara 2 kilometre mesafeye kadar sokuldu. Bu süre zarfında Mehmed, imparatordan şehrin teslimini istedi. İmparator, sur dışında kalan tüm kalelerin Osmanlı’ya teslimi ve yıllık verginin ödenmesi koşuluyla kuşatmanın kaldırılmasını talep etti. Bunun üzerine Mehmed, 6-7 Nisan’da kuşatmayı başlattı. Tüm bunlara karşın savunmacılar da ağırlıklarını surlara vererek, harp düzeni aldılar.

İlk ateş açılıyor

XI. Konstantinos, Giustiniani Longo’nun koruduğu Aziz Romanos (Topkapı) kapısında surlara çıktığında, Mehmed’de ordugahını Maltepe dolaylarına kurmuştu. Büyük Şahi topu da Blakhernai Sarayı’nın karşısına konumlandırılmıştı. Osmanlı piyadesi ilk büyük taaruzu buraya ve Topkapı’ya deneyecekti.

7-8, 11-12 Nisan taarruzları; Nicolo Barbaro ve Sphrantzes günlükleri

7 Nisan sabahı dev surlara yönelik ilk Osmanlı bombardımanı başladı. Bombardımanın akabinde Anadolu’dan ve Rumeli’den toplanmış paralı askerler ilk hücumu gerçekleştirdi. “Başıbozuk” olarak adlandırılan bu askerlerin taarruzu Bizanslılarca kolayca püskürtüldü. Hasar gören surlar da gece verilen boşluk sonucunda Bizanslılarca tamir edildi.

Mehmed’in büyük umut beslediği Urban’ın topu Şahi de atışa başlamıştı. Ancak aşırı ısınmadan dolayı topun içinin yağlanması gerekti. Ancak bu da çözüm olmadı ve 11 Nisan günü top aşırı zorlanmaktan dolayı çatladı.

11-12 Nisan’da yeni ve ilk günden daha şiddetli bir bombardıman başlatıldı. Ancak surlarda istenilen düzeyde gedik açılamadı ve hasar bırakılamadı. (Şahi topu da bu yüksek tempolu atış gücünden dolayı savaş dışı kalacaktı)

Runciman, Dukas’tan alıntı yaparak, Osmanlıların günde 100-150 arasında atış yaptığını kaydetmiştir. Ancak Dukas, kuşatma zamanında şehirde olmadığı için bu bilgiye temkinli yaklaşmak gerekmektedir. (Byzantine Historians and the Ottoman Turks) Bu konudaki en güvenilir kaynaklar Georgios Francis (Sphrantzes) ile kuşatmayı günü gününe not alan Venedikli hekim Nicolo Barbaro‘dur.

Barbaro’nun metinleri özellikle kuşatmanın Bizans halkı nezdinde uyandırdığı psikolojinin anlaşılması bakımından önemli mahiyettedir. Francis de kuşatma günlerinde Barbaro gibi şehirde bulunmuş, günü gününe yazılmış metinleri kuşatmayla ilgili en güvenilir birincil kaynaktır. Biz de yazımızı öncelikli olarak bu kaynakları tarayarak (hem Türkçe hem İngilizce metinleri) kuşatmanın askerî yönünü incelemeye çalıştık.

17-18 Nisan üçüncü genel taarruz

Osmanlı kurmay heyeti, 17-18 Nisan gecesi Bizans surlarına sürpriz bir taarruz gerçekleştirmek istedi. Sphrantezs ve Barbaro’nun metinlerinde “beklenmedik saldırı” olarak belirtilen piyade hücumu, ağır bombardımanın akabinde başlatıldı. Tahmini olarak gece yarısına kadar süren bombardımandan sonra hücuma geçen Osmanlı azapları ile Anadolu ve Rumeli’den gelen tımarlı sipahiler, 4 saatlik mücadele sonucunda ağır tonoz yığınları arasından geçmeyi başaramayarak geri çekilmek zorunda kaldılar.

20 Nisan Yenikapı deniz muharebesi; Osmanlı donanması Ceneviz kalyonlarına karşı başarısız oldu

17-18 Nisan taarruzunun ardından kurmay heyeti surlarda nasıl gedik açılacağına yönelik çalışırken, beklenmedik bir deniz muharebesi yaşandı. Konstaninopolis halkının maneviyatını güçlendirmesi açısından kritik bir mücadele olan Yenikapı deniz muharebesi, Sicilya’dan şehrin ihtiyacını uzun süre karşılayabilecek dolayda zahire yüklü 4 büyük Ceneviz kalyonunun önlenememesi üzerine gelişti. Bu taarruz karşısında surların deniz tarafında görev yapan Barbaro, Yenikapı muharebesine ilişkin detayları anlatmıştır. Barbaro, Türk donanmasının Hristiyan donanmasını ilk olarak Yeşilköy’de karşılamaya çalıştığını belirtmiştir. Ancak esen ters rüzgâra karşı büyük Hristiyan gemilerine kürek çekerek yetişmeye çalışan Türk denizcilerinin acemi olması ve akabinde yaşanan kargaşadan dolayı gemilerin küreklerinin birbirine dolaştığını belirtmiştir. Gemilerin sağ salim şekilde Haliç’e ulaşmalarının Bizans halkının motivasyonunu yükselttiğini anlatmıştır. Dukas, Mehmed’in muharebeyi Yedikule izlediğini ve Hristiyan donanmasının başarısı karşısında atını öfkeyle denize sürdüğünü not etmiştir.

Donanma Komutanı Baltaoğlu’nun görevden alınması ve Kuşatmanın Kaldırılmasına Yönelik görüşler

Osmanlı donanmasının denizdeki yenilgisinden sonra kaptan-ı derya Baltaoğlu Süleyman Paşa görevden alındı. Bazı Osmanlı tarihçileri Baltaoğlu’nun kurmay heyetinden bazı isimlerin idam edildiğini, Baltaoğlu’nun da Mehmed’in zulmünden kırbaç cezasıyla kurtulduğunu zikretmektedirler. Donanmanın başına da Hamza Bey getirildi.

Mehmed’in çadırında toplanan harp divanından bazı paşalar kuşatmanın kaldırılmasını dile getirdiler. Bunların başında da Çandarlı Halil Paşa geliyordu. Çandarlı, Mehmed’i batıdan gelebilecek bir saldırı karşısında iki ateş arasına kalınabileceği yönünde uyararak, Konstantinopolis’ten 70 bin altın ve imparatordan alınacak üstün tavizlerle kuşatmanın kaldırılması gerektiğini diretiyordu. Ancak Zağanos Paşa başta olmak üzere bazı vezirler ile Yeniçeri ağası kuşatmanın devamında ısrar ediyordu. Mehmed’in fikirlerini çok önemsediği hocası Akşemseddin‘de kuşatmanın sürdürülmesi gerektiği yönünde görüş bildiren taraftaydı. Mehmed’in de nihaî kararı kuşatmanın sürdürülmesi yönünde oldu.

21-22 Nisan; Mehmed kimden etkilenerek donanmayı Haliç’e indirmeye karar vermişti?

İstanbul kuşatmasıyla ilgili en çarpıcı stratejik hamlelerden biri olarak gemilerin kızaklar aracılığıyla Haliç’e indirilmesi gösterilmektedir. Kahire, Şam ve Ürdün’de birçok kütüphaneye giren ve bu alanda en güvenilir isimlerden biri olan askerî tarihçi David Nicolle, Mehmed’in bu stratejisiyle ilgili çarpıcı tespitlerde bulunmuştur. Nicolle, Mehmed’in bu taktiğinde Venedikliler’den esinlendiğini tespit etmiştir. Buna genel kanı da, döneminin en büyük entelektüellerinden olan ve Latinceyi bilen Mehmed’in askerî konulara oldukça ilgi duyduğu ve kuşatmadan birkaç yıl önce Adige Nehri’nden Garda Gölü’nün kuzey ucuna gemilerini taşıyan Venediklilerin stratejisini taklit ettiğini belirtmiştir. (Constantinople 1453: The end of Byzantium, sayfa 64)

Nicolle ayrıca aynı taktikle 12. yüzyılda Selahaddin Eyyubî tarafından, yarı sökülmüş savaş gemilerini Kızıldeniz’den Nil’e taşıttığını, 1424 yılında da Memlûkların kadırgalarını parçalar halinde Kahire’den Süveyş’e götürdüklerini de belirtmiştir. Bu stratejik örnekler çoğaltılabilir. Ayrıca Mehmed, Bizans kroniklerinde Novgorodlu Oleg’in gemilerini karadan yürütmeye çalıştığını da okumuş olabilir. (Günümüzde birçok insan, gemilerin karadan ilk kez Vikingler tarafından yürütüldüğünü bilse de, bu bilgi hakkında net görüş yoktur. Vikings dizisinin popüler kültüre etkisi olsa gerek)

Nihayetinde 72 parçalık küçük Osmanlı gemisi, yağlı kazıklar ve öküzlerin de yardımıyla Haliç’e indirildi. Bu harekâtın nasıl yürütüldüğüne dair ayrıntıları yine Georgios Sphrantzes‘in detaylı anlatımından biliyoruz. Sphrantzes, Pera sırtlarındaki bir Osmanlı topçusunun Haliç’i kapatan zincire sürekli ateş ettiğini belirtmiştir. Bunun sebebi de çok yüksek ihtimalle bir karışıklık yaratarak Haliç’in ardındaki Bizans donanmasını oyalamaktı. Sphrantzes ayrıca bir başka Osmanlı bataryasının da Pera sırtlarındaki surları döverek, halkın hadiseyi izlemesine engel olduğu detayına da yer vermiştir. Nihayetinde 22 Nisan günü 72 parçalık Osmanlı donanması Haliç’e indirilerek Konstantinopolis halkı şoka uğratıldı.

Donanmanın Haliç’e inmesi demek, Bizans’ın denizdeki hâkimiyetini kaybederek şehrin bütünüyle Osmanlı ablukasına alınması demekti. Mehmed, bu hamlesiyle Bizans için yaklaşan ölüm çemberini iyice daraltmıştı. İmparator için en zor tercihlerden biri önündeydi.
Blakhernai Saray kompleksinin içindeki Porforogenitus’ta (Tekfur Sarayı) toplanan harp meclisi, nispeten daha zayıf olan deniz surlarını savunabilmek için kara surlarından önemli ölçüde asker çekmek zorunda kaldı.

28 Nisan; Bizans Donanmasının Osmanlı Donanmasına hücumu

Haliç’e inen Osmanlı donanmasının ikiye bölündüğünün farkında olan ve Barbaro sayesinde ismini bildiğimiz Venedikli donanma komutanı Giacomo Coco, Tophane açıklarındaki kalan Osmanlı donanmasına bir baskın düzenler. Coco’nun iki büyük gemisine Gabriele Trevisan ve Zaccaria Grion‘un komutasında 2 kadırga da eşlik ediyordu. Barbaro, Bizans’ın bu saldırı girişimini, Cenevizlilerin Osmanlılara ihbar ettiğini belirtmiştir. Barbaro’nun Venedik-Ceneviz çekişmesinde Venedik tarafını tuttuğunu ve verdiği bilgilerin objektif olamayacağı ihtimalini düşünmemiz gerekiyor. Sphrantzes de aynı şekilde Venediklilerin deniz mağlubiyetiyle ilgili Cenevizlileri suçladıklarını not etmiştir. Günümüz tarihçileri de Osmanlı donanmasını grejuva ateşiyle yakmak için iyice sokulan Coco’nun gemisinin aldığı top darbesiyle battığı ve akabinde Travesian’ın kadırgası da aldığı top darbesiyle harp alanından çekildiği görüşündedir. Nihayetinde Bizans donanması daha fazla kayba uğramamak için Haliç’e çekildi. Osmanlılar denizdeki ilk zaferini kazanmışlardı.

Kuşatmanın ilk ayı geçilirken Konstantinopolis’te halkın ve askerin psikolojik durumu

Son deniz hücumunun ardından İmparator Konstantinos, Mehmed’e barış teklifinde bulundu. Dukas’ın neşrettiğine göre, Mehmed’in o meşhur sözünü bu esnada söylediği zikredilir. Mehmed elçiye, “Ya ben şehri alırım ya da şehir beni” der. Benzer ifadelerden Kritovulos da bahseder. “Ya şehri alırız ya da çarpışır ölüme razı oluruz” Dönemin canlı şahidi her iki tarihçinin söyledikleri bize Mehmed’in Konstantinopolis konusundaki kararlılığının en büyük göstergesidir.

Elçiyi reddeden Mehmed, şehrin teslim edilmesi karşılığında imparatorun güvenle Mora’ya kardeşlerinin yanına gidebileceğini belirtir. Konstaninos, şehri savunmadan teslim etmeyeceğini, bunu yaparsa gideceği birçok yerdeki Hristiyanlarca aşağılanacağını düşünür. Konstantinos’un bu düşüncelerini yine Sphrantzes’den biliyoruz. Lakin Sphrantzes, imparatora en yakın isimlerdendi ve harp meclislerinin dışında bire bir fikir mülahazalarında bulunduğu bir isimdi.

Tüm bunlarla birlikte Konstantinopolis’te yiyecek sıkıntısı baş gösterdi. Bizanslı savunmacılar yiyecek konusunda sıkıntı yaşamazken siviller oldukça zor durumdaydı. Sphrantzes şehrin bu psikolojik durumunu da oldukça detaylı anlatmıştır. Bizanslı askerlerin ailelerine yiyecek bulmaları için sık sık mevzilerini terk ettiğini söylemiştir. Sphrantzes, imparatorun da önlem amaçlı asker ailelerine erzak verdiği ve bunu düzenli hale getirdiğini belirtmiştir.

2-6-8-11-12 Mayıs taarruzları; Kaligaria’da (Eğrikapı) açılan gedik, Blakhernai Sarayı’nın zorlanması

11 Nisan’daki yoğun bombardıman nedeniyle savaş dışı kalan muazzam Şahi topu (Baziliske) nihayet onarımı tamamlanıp 2 Mayıs’ta Aziz Romanos kapısının karşısına yerleştirildi. Şahi topunun güçlü ateşiyle 5 Mayıs’ta Romanos kapısında nihayet gedik açılabildi. 6 Mayıs gecesi gerçekleştirilen taarruzda Türk piyadeleri 3 metrelik gedikten şehre girecek bir nokta bulamadılar. Giustiniani’ye İmparator Konstantinos ve seçkin askerleri ile Lukas Notaras’ın da desteğe gelmesiyle Türkler geri çekilmek zorunda kaldı.

8-12 Mayıs Blakhernai Muharebesi

Şahi topunun sık sık yer değiştirip, surlarda zayıf nokta aranmasına müteakip zamanda, Kaligaria’da (Eğri Kapı) bir gedik açıldı. 12 Mayıs’ta Anadolu, Rumeli askerleri ile azapların hücumu gerçekleşti. Modern tarihçiler Türk piyadelerinden küçük bir grubun Blakhernai Sarayı’na kadar girdiğini zikretseler de Barbaro, Dukas ve Sphrantzes’in metinlerinde böyle bilgilere rastlanmamaktadır. Nihayetinde saldıran taraf surları aşamamış ve geri çekilmek zorunda kalmıştır.

12-16 Mayıs tünel muharebeleri

Her iki tarafında kazanma arzusu ve enerjisi takdire şayandır. Türk taraftarı savunmada gedik açabilmek için askerî planlarına her gün yeni taktikler eklerken, savunmacılar da kısıtlı imkanlarıyla canlarını dişlerine takarak sonuna kadar mücadele etmeyi başarmışlardır.

10 Mayıs itibariyle başlayan bombardımanla ve hücumlarla eş zamanlı olarak Sırp despotu tarafından yollanan ve Zağanos Paşa komutasındaki sırp lağımacılar mayısın ikinci haftasından itibaren tünel kazmaya başladılar.

Mehmed’in dahiyane planları bununla da sınırlı değildi. Padişah balistik konusunda üstün bilgiye sahipti. Tarihçiler, Konstantinopolis kuşatmasında Mehmed’in uzun menzilli havan topunun yeni bir biçimini icat ettiğinde hem fikirdiler. Mehmed’in ve Osmanlı kurmay heyetinin bu çabaları hâlâ bir sonuç vermemişti. 16 Mayıs’ta Kaligaria Kapısı’nın altı tekrar zorlandı. Durumu fark eden Johannes Grant komutasındaki Bizanslılar tünele su ve duman vererek Osmanlı askeri geri püskürtüldü. 21 Mayıs’a kadar çeşitli tüneller kazılsa da hepsi başarısızlıkla sonuçlandı.

18 Mayıs; Zağanos Paşa’nın Yüksek Kuşatma Kuleleri

Mayıs ayının başından beri bombardıman ve surları aşma gayretleri hiç durmamış, Osmanlı kurmay heyetinin gayretleriyle kuşatmanın temposu her geçen gün daha da arttırılmıştı. Bizanslılar yorgun ve bitkindi ancak gözleri hâlâ Batı’dan gelecek yardımdaydı. İmparator dayanabilirlerse eninde sonunda şehre Papalık, Ceneviz donanmalarının yardıma geleceğini düşünüyordu. Bunun için de küçük bir Venedik gemisi personeline Türk askerî kıyafeti giydirerek 5 Mayıs akşamı gizlice Marmara’ya açılarak Çanakkale yönüne seyir etmişti. İmparatorun tüm umudu bu gemiden gelecek iyi haberdeydi. Ancak 23 Mayıs’ta şehre dönen gemi, Gelibolu ve Ege denizinde herhangi bir yardım gemisine rastlamadığını rapor edecekti. İmparator Konstantinos bir kez daha büyük hayal kırıklığına uğrayacaktı.

Bir gecede inşa edilen hareket kabiliyeti olmayan yüksek kuşatma kulelerini 18 Mayıs sabahı fark eden Bizanslılar, en az Haliç’e indirilen donanmaya şaşırdıkları kadar şaşkına döndüler. Zira gece boyunca Türklerin bu kadar kısa sürede bu kuleleri nasıl inşa ettiklerini açıklayamıyorlardı.

Nicolo Barbaro, halkın kulelere yönelik şaşkınlığını şu sözleriyle açıklıyordu. “Konstantiniyye’deki büyün Hristiyanlar bu çapta bir şey yapmak isteselerdi bunu bir ayda dahi başaramazlardı”

Surlara on adım mesafede olan ahşap kuleler, Türk piyadelerine gizlenme ve mukavemet imkanı sağlıyordu. Dışı öküz ve deve derileriyle kaplı kulelere, içeriden merdiven yardımıyla rahatlıkla çıkılıp karşı tarafa ok, taş ve mızrak atılabiliyordu.

18-19 Mayıs; Bizans’ın Kulelere Huruç Harekâtı

Bizanslılar bu kulelerin etkisini ortadan kaldırmak ve surlardaki baskıyı biraz olsun azaltmak için 18’i 19’una bağlayan gece yarısından sonra sürpriz bir huruç harekâtına giriştiler. Bu hücumda kulelerden birisi barut fıçılarıyla havaya uçurulurken birkaçı da çeşitli şekillerde tahrip edildi.

20-21-22-23-25 Mayıs; tünel muharebeleri ve surların tekrar tekrar aşılamaması, Mehmed’in şehrin savaşsız teslimini son kez istemesi

Bizans’ın sürpriz huruç hareketine karşın kule inşaaları sürdürüldü. Aynı zamanda tünel kazılarıyla surlarda açık aranmaya ve gedik açılmaya devam edildi. Ancak Sultan Mehmed son genel ve büyük taarruz için seçkin askerlerini, hassa birliklerini dinlendirmeye çekti. Nihaî kararını 26 Mayıs’ta toplayacağı harp divanında açıklayacaktı.

21 Mayıs’taki lağım hücumları da Bizanslılarca geri püskürtüldü. 23 Mayıs’ta bir Yeniçeri zabiti Bizans’a esir düştü. İşkence ile diğer tünellerin yerleri öğrenildi. 25 Mayıs’ta tüm tüneller etkisiz hale getirildi. Savaşın panoramik görüntüsü Bizanslılardan yanaydı. Osmanlıların 50 gündür yaptıkları geceli gündüzlü saldırıların hepsi bertaraf edilmişti. 26-27 Mayıs gecesi Osmanlı’nın saldırmamasından yararlanan Bizanslılar, Aziz Romanos kapısındaki tahribatı onarırlar. Konstantinos’un karşı hücumu düşündüğü ancak elinde yeterli güç olmadığı için vazgeçtiği belirtilir. 28 Mayıs’ta da şehre herhangi bir Türk saldırısı yapılmaz ve Bizanslılar surları onarmaya devam ederler.

Bu esnada Mehmed, 23 Mayıs’ta Sinop Beyi İsfendiyaroğlu İsmail Bey’i imparatora göndererek şehrin teslim olmasını son kez talep etti. Ancak Konstantinos, Doğu Roma’nın son kutsal başkentini terk etmek niyetinde olmadığını elçi aracılığıyla sultana bir kez daha gösterdi. Bizanslı tarihçi Laonikos Halkokondilis, kuşatmadan sonra kaleme aldığı ve Melville Jones tarafından 1972 yılında Amsterdam’da “The Siege of Constantinople 1453″ adıyla çevrilen eserde imparatorun elçiye şu yanıtı verdiğini söyler: “Tanrı beni imparatorsuz bir imparator olarak yaşamaktan esirgesin. Şehrim düşerse, ben de onunla düşerim. Kaçmak isteyenler becerebilirlerse canlarını kurtarsınlar ve ölümle karşılaşmak isteyenler, benim arkaman gelsinler”

Ancak imparatorun sultanın teklifini reddetmesinin nedeni Venedik donanmasının Sakız adasına gelmesi ve Macar ordusunun da Rumeli’den hareket ettiğine dair söylentilerdi. Konstantinos’un en büyük güvencesi eninde sonunda gelecek olan yardımdı, bu yüzden şehri son raddeye kadar tutacaktı.

26-29 Mayıs; Son Büyük Taarruz ve Konstantinopolis’in Düşüşü

26 Mayıs’ta Mehmed’in liderliğinde toplanan harp meclisinde son ve genel büyük bir saldırı olacağına karar verildi. 27 Mayıs’ta bu saldırının olacağı tellallar aracılığıyla tüm orduya duyuruldu.

Büyük saldırı hem karadan hem de denizden yapılacaktı. Aynı gece hem denizde hem de karada binlerce meşale yakıldı. Sphrantzes, Bizanslıların bu ateş denizini düşmanın geri çekilmeden önce çadırları yaktığını zannettiklerini zikretmiştir. Ayrıca askerlerin motivasyonlarının arttırılması için Mehmed ve Osmanlı kurmay heyeti güçlü konuşmalar yapıyor, orduya yüksek sesle naralar attırılıyordu.

28 Mayıs gecesi daha yakılan ateşin boyutu daha büyüktü. Dukas ve Barbaro’nun ortak şekilde naklettiklerine göre, bu ateş deryası karşısında gecenin gündüz gibi aydınlatılmıştır. Sphrantzes, yakılan ateşlerin geceyarısından sonra birden söndürüldüğünü belirtmiştir.

Bu noktada bir es verirsek Bizanslılar da Osmanlı’nın genel bir taarruza geçeceğini biliyordu. İmparator Konstaninos’ta 27-28 Mayıs’ta surlara teftişe çıkarak son hazırlıklarını yapmıştı. Tabiki olağan sonun ne kadar çok geciktirilmesi Bizans için bir avantajdı.

29 Mayıs gecesinden şafağa; Yaylım Ateşiyle Başlayan Osmanlı Genel Taarruzu

29 Mayıs gece yarısından sonra söndürülen ateşler ordunun saldırıya geçeceğinin habercisiydi. Osmanlı ordusu 28 Mayıs’ı istirahat halinde geçirdiği için dinamikti. Bizanslılar aynı gün surları onarımla geçirmişlerdi, ayrıca sayı olarak zayıf oldukları için birliklerini yeterince dinlendiremiyorlardı. Giustiniani Longo, son saldırı öncesi 3 bin askerle Aziz Romanos kapısının önündeki dış surlara çıkmıştı. En büyük mücadele burada verilecekti.

Osmanlı ordusunun ilk hücumunu Anadolu ve Rumeli’den sefer için gelen, kışı toprak ekerek yazı ise savaşarak geçiren başıbozuklar gerçekleştirdi. Savunmacılar kısa sürede bu hücumu püskürtmeyi başardı.

İkinci hücum nispeten daha disiplini sınıf olan Anadolu ve Rumeli Beylerbeyliği’ne bağlı askerler gerçekleştirdi. Üç saat kadar süren çatışmalar sonucunda savunmacılar saldırıyı yine püskürtmeyi başardılar. Ancak bu hücumda yapılan top atışları sayesinde Aziz Romanos kapısından savunma seti çökertilmişti.

Art arda gerçekleşen başarısız hücumlar karşısında Mehmed’in elinde son ama en güçlü kozu kalmıştı. 15. yüzyılda Balkanların en güçlü askerî birliği, 16. yüzyılda şanları Avrupa’yı titretecek olan Yeniçeriler, Aziz Romanos kapısına ölümcül hücumu gerçekleştirdi. Dukas, İpsilantis, Barbaro, Sprantzes gibi birincil kaynaklar ile fetih üzerine çalışan tüm tarihçiler, Sultan Mehmed’in surların eşiğine kadar (kimi kaynaklarca hendek girişine kadar) yeniçerilerin önünde geldiğini belirtir. 1 saat boyunca Romanos kapısı zorlanmasına rağmen, yoğun sıkışıklık ve dar gediklerden dolayı şehre girilemedi. Şafak sökerken başlayan hücumu Giustiniani’nin yorgun savaşçıları başarıyla göğüslüyor hem de düzenli halde iç sura doğru geri çekiliyordu. Ancak yapılan ve şehrin düşmesini sağlayacak olan hata da bu anda gerçekleşti.

Çarpışmanın üçüncü safhası olan bu aşamada, Cenevizlilerin Türklere yönelik huruç harekâtından sonra Kerkoporta kapısının tam olarak kapatılamadığını fark eden yeniçeriler, şehre bu noktadan giriş fırsatı yakaladılar. Sphrantzes’e göre 50 kadar yeniçeri buradan içeri girerek sancaklarını surlara dikmişlerdi. Bu esnada ağır bir yara alan Giovanni Giustiniani, savaş meydanından çekildi. Giustiniani’nin muharebe alanından çekilmesi askerlerinin de maneviyatlarını sarsmıştı. Cenevizliler mevzilerini bırakarak gemilere doğru çekilmeye başladılar. Konstaninopolis’in düşüşü dağılan emir komutayla geliyordu. Bir başka kuzey suruna çekilen Türk sancağı Bizanslıların moralini iyice bozmuştu. Geriye doğru çekilenler de şehrin düştüğünü salık vererek kargaşaya neden oldular.

Yeniçerilerin Aziz Romanos Kapısındaki Surları Alması

Giustiniani’nin Aziz Romanos kapısını boşaltmasının ardından hendeklerin gerisindeki Yeniçeriler, surlara tamamen hakim oldular. Buna mukabil eş zamanlı olarak Blakhernai Kapısı’nı savunmakla görevli Boccihiardi kardeşlerin de mevzilerini terk ederek gemilerine doğru kaçmaları, Türklerin buradaki hakimiyetlerini güçlendir. Barbaro da kara savaşının yaşandığı bu esnada, Zağanos Paşa kumandasındaki Osmanlı deniz birliklerinin Fener’e asker çıkardığını belirtmiştir. Türklerin en kapsamlı taarruzu iyi planlanmıştı ve meyvesini nihayet vermişti. Güneşin doğmasıyla birlikte Bizans savunması tamamen çökmüştü.

İmparator Konstantin’in Ölümü Ve Osmanlıların Şehri İşgali

Türklerin surları geçerek şehre girmesi, Konstantinopolis’te büyük kargaşaya sebep oldu. Cenevizliler, Venedikliler ve şehirdeki diğer yabancılar Haliç’teki gemilere ulaşıp şehirden çıkmaya çalışırken, Lykos vadisini savunanların çoğu Osmanlı’ya esir düştü. Diğer yandan şehrin merkezine ilerleyen Türkler, Studios (Yedikule) ve Psamathia (Samatya) mahallelerini ele geçirdi. Buradaki kiliselere zarar verilmedi. Şehzade Orhan keşiş kılığına girerek şehirden kaçmaya çalışırken yakalandı. Fetihten sonra idam edilecekti. Kardinal İsidoros köle kılığında kendisini Galata’ya attı, burada Cenevizlilere sığındı. Nicalo Barbaro limandaki kargaşadan fırsat bularak Osmanlı donanmasından kaçan bir Venedik gemisine sığınarak şehirden çıkmayı başardı. Sprantzes şehirden kaçamadı, Türklere esir düştü. Fidye ile sonradan serbest bırakıldı. 1454’te yeni adıyla İstanbul’dan çıkarak Mora Despotu Thomas‘ın emrine girdi.

İmparator Konstaninos’un ölümüyle ilgili tarihçilerin çeşitli görüşleri vardır. Türk tarihçiler Tursun Bey (kuşatmanın tanığıdır), imparatorun Altınkapı yanında öldürüldüğünü söylemiştir. Kritovulos imparatorun Aziz Romanos kapısındaki mücadelede öldürüldüğünü belirtirken, İbn-i Kemal imparatorun Zeyrek yakınlarında öldürüldüğünü nakleder. Fetihten sonra dönemle ilgili çalışma yapan Ortaçağ Rum tarihçileri de imparatorun gizlice Vefa semtine gömüldüğünü nakleder. S. Runciman‘da Rum, İtalyan tarihçilerle benzer görüşlerdedir. İmparatorun Aziz Romanos kapısında giriştiği mücadelede göğüs göğüse çarpışarak öldüğünü belirtmiştir. David Nicolle’de “muhtemel” görüşünün altını çizerek, imparatorun kendisini Mora’ya götürecek gemiye giderken Yenikapı yakınlarında azaplarla girdiği mücadelede öldürüldüğünü belirtmiştir.

Nihayetinde Roma’nın son imparatorunun ölümüyle ilgili hâlâ yazılan/anlatılan efsaneler, kuşatmanın en ilginç bölümünü oluşturur.

Mehmed, Büyük Fatih

II. Mehmed, Şehirlerin Kraliçesi‘ni fethettiğinde biliyordu ki tarihin gördüğü en büyük imparatorluğu, kökleri Roma İmparatorluğu’nun kurucusu Augustus‘a, şehrin adını aldığı Büyük Constantinus‘a kadar dayanan bir mekanizmayı ortadan kaldırmıştı. Gururluydu, artık Büyük Fatih’ti ve tüm bunlar yaşanırken 21 yaşındaydı…

Fetihten sonraki kısım, yazının 2. bölümüyle devam edecek….

KAYNAKÇA:

Nicolo Barbaro, 1453 Konstantinople Kuşatma Güncesi, çev. Y. Fincancıoğlu, İstanbul 2007 / Barbaro, Diary of the Siege of Constantinople, çev. J.R. Melville Jones, New York, 1669 / Kostantiniyye Muhasarası Ruznâmesi Nicolo Barbaro, Çev: Şemseddin T.Diler, 1953 / Barbaro’nun metinlerinin orjinal nüshaları Venedik’te Biblioteca Marciana‘da korunmaktadır.

Dukas, İstanbul’un Fethi, Dukas Kroniği (1341-1462), çev. V. Mirmiroğlu, İstanbul 2013 –

Georgios Sphrantzes,Chronicon Minus“, Cambridge Universty

İstanbul’un Fethinin Bizanslı Son Tanığı, Yorgios Sfrancis’in (Sphrantzes) Anıları”, (Çeviren ve Notlandıran Levent Kayapınar), Kitabevi Yayınları, İstanbul 2009

Marios Philippides, Walter K. Hanak, “The Siege and the Fall of Constantinople in 1453 Historiography, Topography, and Military Studies”

Runciman, “Byzantine Historians and the Ottoman Turks”, Cambridge Üniversity

Kritovulos, “İstanbul’un Fethi (Tarih-i Sultan Mehmed Han-ı Sâni)“, çeviri ve notlar M. Gökman, İstanbul 2013,

Halil İnalcık, İslam Ansiklopedisi, Cilt:28

Mesut Uyar, Osmanlı Askerî Tarihi, İş Bankası Kültür Yayınları

Feridun Emecen, “İstanbul’un Fethi”, Ankara 2002

Melville Jones, “The Siege of Constantinople 1453, Seven Contemporary“, Amsterdam 1972

Mijatovich, Constantine Palaelogus, The Last Emperor of the Greeks, Londra, 1892

*Yazının başlığında kullanılan “Güneş İmparatorluğu” ifadesi, Steven Spielberg‘in Empire of the Sun filminden esinlenilmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir