Genel

Hülasa Tarih #1 Abdülhamid; Ulu Hakan mı, Kızıl Sultan mı?

Hülasa Tarih‘in ilk dizgisinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun günümüzde de hâlâ en çok tartışmalara konu alan bir ismini konu edineceğiz. Bu ismi tahtından indirecek kadroların başında gelen Enver Paşa‘nın İrade-i Hamidiye olarak isimlendirdiği bu dönemi, Sultan II. Abdülhamid‘i tartışacağız.  Sultan Abdülaziz ve Sultan V. Murad‘ın ardından 34 yaşında tahta çıkan Abdülhamid, devleti 33 yıl boyunca yönetecek iradeye sahip oldu.

Bazı Cumhuriyet tarihçilerine göre “Kızıl Sultan”, daha muhafazakâr tarihçilere göre de “Ulu Hakan”dı. Biz, Abdülhamit’i kişiselleştirmekten veya adlandırmaktansa, öncesinde gelen tüm padişahlar gibi devlet adamlığı yönünü irdeleyeceğiz.

31 Ağustos 1876’da Kanun-i Esasi’yi ilan edeceğinin sözünü vererek Mithad Paşa, Serasker Hüseyin Avni Paşa‘nın desteğiyle tahta oturan Abdülhamid, 19 Mart 1877’de açılan Osmanlı Mebusan Meclisi‘nde anayasaya sadakat yemini eden ilk Osmanlı padişahı oldu. Ancak hemen akabinde Türk milletinin tarihte yaşadığı en büyük acılardan biri olan 93 Harbi (1877-78 Osmanlı-Rus savaşı) ile devlet resmen fiilen ortadan kalkmıştı. Rus süvarileri atlarına Büyükçekmece gölünde su içiriyor, ileri unsurlar Yeşilköy’de (Ayastefanos) karargahlarını kurmuşlardı.

Rusya’nın neredeyse tüm Balkan coğrafyasına hakim olması ve İstanbul’u kuşatması başta İngiltere olmak üzere Düvel-i Muazzama’yı harekete geçirdi. 1878’de imzalanan Berlin Anlaşması ile Ayastefanos Anlaşması’nın şartları hafifletildi. Ancak Osmanlı yine de büyük ölçüde toprak kaybetti. Berlin Anlaşması ile Bulgaristan topraklarında prenslik kuruldu. Bosna Hersek, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na bırakıldı. Niş ve çevresi genç Sırbistan devletine, Kars, Ardahan, Batum ve Artvin sancakları da Rusya’ya bırakıldı.

Fotoğraf: Atatürk Kütüphanesi Arşivi

İmparatorluğun bu geniş toprak kaybından sonra Abdülhamid kendi otoritesini sağlamlaştırmak adına 13 Şubat 1878’de Meclis-i Mebusan’ı kapattı. Kendi idaresini de 30 yıl boyunca sürdürecek olan Yıldız Sarayı’na taşıdı. Günümüz muhafazakâr tarihçilerinin söylemi olan “Abdülhamid döneminde bir karış toprak dahi verilmemiştir” sözünün yanlışlığına dikkat çekerek, imparatorluğun kayıplarını anlatamaya devam edelim.

Garp Ocakları’nda Tunus 1881 yılında Fransa’nın kontrolüne geçti. Avrupalıların üç kıtaya yayılmış zengin Osmanlı toprakları üzerine doymak bilmez sömürgeci açlıkları ve rekabetine Birleşik Krallık’ta Mısır’ı işgal ederek dahil oldu. Bu tarihten itibaren Mısır’da kesin olarak İngiliz hâkimiyeti vardı. Osmanlı’nın devlet olarak hakimiyeti yalnızca kağıt üzerindeydi. 2 Temmuz 1881’de Teselya bölgesi Berlin anlaşması gereği Yunanistan’a bırakıldı.

Abdülhamid dönemindeki toprak kayıpları üzerine tarihçi Murat Bardakçı’nın şu tespitini vermek oldukça yerinde bir örnek teşkil edecektir:

“Sultan Abdülhamid zamanında elden çıkan Doğu Rumeli, Kıbrıs, Mısır ve Tunus gibi toprakların yüzölçümleri, Balkan, ve Birinci Dünya Savaşları’ndan sonra kaybettiğimiz toprakların yüzölçümü olarak daha fazlaydı ve imparatorluğun Avrupa’daki Müslüman nüfusu artık yarı yarıya azalmıştı.”

Abdülhamid’in propaganda amacıyla Avrupa basınında yer alan bir karpostalı

Abdülhamid’in uğraşması gereken sorunlardan biri de maliyeydi. Mali durum oldukça kötüydü, hazine bomboştu. Devlet, 20 Aralık 1881’deki Muharrem Kararnamesi ile iflasını ilan etmişti. Mali darboğazdan çıkmak için kurulan Duyun-u Umumiye ile devletin kendi elinde bulundurduğu gelir kaynakları bu kuruma bağlanıyordu. Demiryolu, maden işletmeciliği ve deniz ulaşımı yabancı unsurların eline verilmişti.

Kendinden önceki padişahların darbe ile tahtan indirilmesi Abdülhamid’i oldukça kuruntulu bir kişilik haline getirmişti. Oldukça meşhur hafiyelerini de kendi canına kast edeceklere karşı haber alma teşkilatı olarak kurdurmuştu.

Abdülhamid’in hükümdarlığının son yıllarında çekilmiş bu fotoğrafında padişahın 33 yıllık yorgunluğu bariz bir şekilde görülüyor

O dönem Sultan Abdülhamid’e muhalif isimler arasında Mehmet Akif Ersoy da bulunuyordu. Abülhamid için ilk kez “Yıldız’daki Baykuş” ifadesini o kullanmıştı. (Safahat, Altıncı kitab, “Âsım”, ikinci tab’ı, İstanbul, 1928). Ersoy, “Ortalık şöyle fena, böyle müzebzep işler (yönetim bozukluğu) Âh o Yıldız’daki baykuş ölüvermezse eğer, akıbet çok kötü” diye Abdülhamid dönemini yorumlamıştı.

Mehmet Akif Ersoy (Atatürk Kütüphanesi Özel Arşivi)

 

Sultan Abdülaziz dönemindeki askerî reformlar, özellikle de donanmadaki gelişmeler Abdülhamid döneminde atıl duruma getirildi. Ordunun kendine darbe yapmasından korkan Abdülhamid, kuruntulu bir karakterdi. Bu yüzden donanmayı Haliç’te çürümeye bıraktı. Özellikle de 1900’lerden itibaren ordudaki rütbeler liyakate göre değil, padişaha yani Abdülhamid’in 30 yıldır devleti yönettiği Yıldız Sarayı’na bağlılığa göre veriliyordu.

Devam edecek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir