Genel

Tehcir mi, soykırım mı?

Ahlaken doğru olan her şey dört unsurun birinden doğar, buna göre ahlaki doğruluk (1) ya kişinin gerçekliği kavramasında ve pratik zekâsında (2) ya insanlar arasındaki birlikteliğin gözetilmesinde, insanın kendisini bu birlikteliğe adamasında ve yaptığı anlaşmalara sadık kalmasında, (3) ya ele geçirilmemiş ve bastırılmamış olan soylu zihnin yüceliğinde veyahut gücünde, (4) ya da ılımlılığın ve ölçülülüğün egemen olduğu düzene ve ölçüye uygun olarak yapılan ya da söylenen her şey de bulur – Cicero*

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunun 96. yıl dönümü kutlamaları esnasında okyanus ötesinde Amerikan Temsilciler Meclisi’nce Ermeni Tehciri’nin “Soykırım” ifadesinin yer aldığı tasarı kabul edildi. Temsilciler Meclisi’nin ezici bir çoğunlukla, –405 ‘evet’e karşılık 11 ‘hayır’ oyuyla– kabul ettiği “soykırım” tasarısı, Ankara açısından oldukça rahatsız edici. ABD istihbarat uzmanı olduğu kesin olan, (saha ajanı) Andrew Brunson ile başlayan Türk-Amerikan gerginliği, S-400 ve Suriye’ye yönelik Türk Silahlı Kuvvetleri’nce düzenlenen elzem operasyonlarla daha da tırmandı. Son olarak Amerikan kongresinde pek de fikir birliği sağlayamayan demokratlar ile cumhuriyetçilerin el birliğiyle geçirdiği tasarı, ikili ilişkileri yine incitecek düzeyde. (Kaldı ki Harbord Raporu’nda dahi Ermeni Jenosidi’nin “tek taraflı” değerlendirilmemesi gerektiği ve self determinasyon vurgusuna dikkat çekilmesine rağmen)

Temsilciler Meclisi’nin “Soykırım” ifadesini kabul edilen tasarısı incelendiğinde oldukça mesnetsiz iddiaların yer aldığı görülüyor. Kısaca bahsetmek gerekirse, Türklerin 1915 ile 1923 yılları arasında Ermenilerin yanında Rumları, Asurileri, Süryanileri, Hristiyanları, Keldanileri de katlettiği ifade ediliyor. Bu tek taraflı, tarihi belgelere dayalı gerçeklerden uzak sübje ifadelerin tek amacı elbetteki Türkiye’yi dünya kamuoyu önünde sıkıştırmak.

Tehcir gerekli miydi?

Osmanlı Dahiliyesi’nin 1915 yılında aldığı tehcir kararı, bir “soykırım” değil, devletin o günkü savaş koşullarında “nefsi müdafaa” kapsamında alması gereken zorunlu  bir karardı.

Günün harp koşullarında Doğu Cephesi’nde Rus ordularıyla mücadele veren Osmanlı ordusu, bir yandan cephe gerisinde örgütlenen ve silahlı mücadeleye kalkışan Ermenilere karşı iki ateş arasında kalmıştı.

Savaş literatüründe bunun anlamı, -kimse gocunmasın ama- arkadan vurmaktır. Bu yüzden de devlet, Anadolu’da yaşayan Ermenileri imparatorluğun uzak noktalarına Irak ve Suriye’ye sürmeye karar vermiştir.  (Maddi durumu iyi olan birçok Ermeni bu dönem ABD’ye gitmiştir. Amerika’daki büyük Ermeni lobilerinin temeli, Anadolu’dan giden varlıklı Ermeni aileleri tarafından oluşturulmuştu)

ABD Başkanı Woodrow Wilson tarafından, Anadolu ve Kafkaslar’daki tehciri incelemek amacıyla gönderilen Tümgeneral James G. Harbord

Kısaca alınan tehcir kararı böyledir. Yani ortada devlet güdümünde bir katliam kararı yoktur. Ancak biz ne yazıkki, derdimizi anlatmakta eksik kalıyoruz. Türk Dışişleri, tehcirin devletin meşru müdafaası olduğunu ne Amerikan ne de Avrupa kamuoyuna doğru aktarabiliyor. Ermeni meselesi konusunda uzman tarihçi Murat Bardakçı‘nın deyimiyle, tehcir konusu “Koyun saymak gibi ‘ölü sayma’ seviyesine” indiriliyor.

Hülasa devlet güdümünde bir katliam planlanmamıştı. Ancak ne yazıkki gerek lojistik faktörler, gerek askerî unsurlar, gerek bazı aşiretlerin saldırılarıyla hiç de umulmayan büyük acılar yaşandı. Bu travmaları ne yazıkki Ermenilerin unutması da mümkün değil. Umarım bu mesele siyaset üstü bir mesele olarak iki ulusun arasında çözümlenir…

* Cicero- Yükümlülükler Üzerine, İş Bankası Kültür Yayınları, 5. basım, 2018 İstanbul, Sayfa 9

Yazı için yararlanılan kaynaklar:

Osmanlı Belgelerinde Ermenilerin Sevk ve İskanı (1878-1920), Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı

Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri, 1914-1918  Cilt V, Genelkurmay Başkanlığı, Ankara

Murat Bardakçı, Talat Paşa’nın Evrak-ı Metrukesi, Everest Yayınları, 2009, İstanbul

İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, Timaş Yayınları, İstanbul

Esat Uras, Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İkinci Baskı, İstanbul, 1987

Mim Kemal Öke, Ermeni Sorunu 1914-1923, Ankara, İrfan Yayıncılık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir