Genel

Ulaşılmaz, erkekle güreşir, at biner, savaşır, ülke yönetir; Türk kadını

Araştırmalarını Orta Asya Türk kültürü ve tarihi üzerine yoğunlaştıran, Fransa’nın yetiştirdiği en önemli Türkologlarından Jean Paul Roux, “İyi adına ne varsa borçlu olduğumuz olanların Orta Asya’dan uzak akrabaları, yine bunlar kadar uzak atalarıdır. Türkiye’de bu kitabı okumayı isteyecek olanlar beni isterlerse sertçe ve eminim ki hoşgörüyle eleştirsinler ama kalplerinde bu insanlar için sevgi ve saygıyı eksik etmesinler” diyerek yeryüzünde Türkçe konuşan tüm halklara ithaf ettiği Türklerin Tarihi kitabı, Türk kadınıyla ilgili oldukça çarpıcı örnekler vermektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Liyakat Madalyası ile ödüllendirilen ve Fransız Akademisi Ömür Boyu Başarı Ödülü’ne layık görülen Roux’nun Türklerin iki bin yıllık serüvenini anlattığı kitabını okurken, İlber Ortaylı’nın “Türklersiz tarih yazılamaz, düşünülemez” sözünü hatırıma getiriyorum.

Roex’nun kitabındaki Türkler hakkındaki tespitlerine sıklıkla yer vereceğiz. Rahatlıkla belirtmeliyim ki Roux’nun kitabı insanlık için Michel de Montaigne’ın Denemeler’i nasıl baş ucu kitabıysa Türklerin Tarihi’de rahatlıkla bu kategoriye girebilir.

Roux’ya göre Türk kadını içtimai hayatta üç büyük dinin emirlerinin aksine oldukça sosyal bir konumdaydı. At biniyor, güreşiyor, savaşa katılıyor, katun (hatun) olup ülkesini yönetebiliyor yani erkeklerden hiçbir şekilde farklı bir davranışta bulunmuyordu. Türklerde cinsiyetçilik yoktu.

“Türk kadını yüzünü saklamazdı ve hareme kapatılmazdı. Siyasi ve toplumsal yaşama tam bir özgürlükle katılırdı. 10. yüzyılda, o sırada Müslümanlığı henüz kabul etmiş İbn Fadlan, bunu büyük bir açıklıkla ortaya koyar: “Kadın örtünmez… Vücudunun hiçbir kısmını kimseden gizlemez.” Ve uyulması gereken yasa, erkeklerin göbekleriyle dizleri arasını örtmelerini gerektirdiği için, bunun onu daha çok şaşırttığını belirterek şu hikâyeyi anlatır: “Bir gün bir konuşma sırasında, ev sahibinin karısının, eteğini kaldırarak cinsel organını kaşıdığını gördüm”. Bu onu büyük bir şaşkınlığa düşürür. Ev sahibi Bulgar gülmeye başlar ve tercümana şöyle der: “Karım herkesin önünde cinsel organını açıyorsa bu, cinsel organının erişilmez olduğunu gösterir. Ve bu, cingel organını saklayarak ona erişilmesine izin vermesinden iyidir”

İbn Fadlan’dan (Müslüman seyyah) örnekle bu tezini destekliyordu.

Avrupalılar, Türk kadınlarının erkekler gibi ata bindiklerini, ok attıklarını ya da öküz arabalarını sürdüklerini görünce en az Müslümanlar kadar şaşırdılar. 

Türk kadınları eşlerini seçmekte özgürdü. Ayrıca Türklerde kadın her zaman ulaşılması gereken bir konumdaydı. Yani bir erkek kadınını öncelikle hak etmesi gerekiyordu.

Etkili okuma önerisi:

Jean Paul Roex, Türklerin Tarihi, Kabalcı Yayınevi, 2008, İstanbul (Sayfa 249-251)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir